Tanrı yardım kız

69. Öykü: Küçük Bir Kız Güçlü Bir Adama Yardım Ediyor 70. Öykü: Yunus ve Büyük Balık 71. Öykü: Tanrı Cenneti Yeniden Kuracağına Söz Veriyor 72. Öykü: Tanrı Kral Hizkiya’ya Yardım Ediyor 73. Yunan mitolojisinde tanrı ve tanrıça isimleri 'Yunan mitolojisi, Yunan tanrıları, tanrıçaları ve kahramanları hakkındaki hikayelerden oluşan sözlü edebiyatla yaratılmış ve yaygınlaşmış bir mitolojidir. İzdüşümsel Bir Maya Kurgusu Kalemzáde Cengiz Yardım Tanrı'nın Oku: Kurgu Tanrı’nın Oku; kadim Maya Uygarlığında yaşayan ortalama bir Maya gencinin aldatılmakta olan toplumunun devlet yapısı içinde yükselirken başına gelen dehşet verici olayları resmediyor. Yunan Mitolojisi: Yunan Mitolojisinde Tanrılar-Tanrıçalar isimli bu makalemizde Yunan mitolojisinden tutun Mısır Mitolojisi,Türk mitolojisi’ne kadar tanrı ve tanrıçalar’ın isimleri ve isimlerinin ne anlama geldiğini derledik. Abas: Metanize’nin oğlu, su içmesiyle alay ettiği için Demeter, onu kertenkele yaptı. Kalkanında büyüleyici bir güç varmış. Abaris: İskityalı Apollon rahibi, tanrı, ona kahinlikte öğretmişti. Hiç yemek yemeden yaşar. Apollon’un attığı altın bir oka biner, dünyayı dolaşırdı. Absyrtos: Kolkhi (Gürcü) kralının oğlu ve Medea’nın kardeşi. 69. Öykü: Küçük Bir Kız Güçlü Bir Adama Yardım Ediyor 70. Öykü: Yunus ve Büyük Balık 71. Öykü: Tanrı Cenneti Yeniden Kuracağına Söz Veriyor 72. Öykü: Tanrı Kral Hizkiya’ya Yardım Ediyor 73. Tanrı ve Tanrıça isimleri. ... Lucina – Kadınlara doğumda yardım eden ve sancıları azaltan Tanrıça. Sonraları ‘çocuklara ışık bahşeden’ anlamına gelen Juno adını almıştır. ... Seth'in eşi ve Isis'in kız kardeşi. Neter'ler - Mısır yazılı belgelerinde, Tufan'dan sonra ülkeyi yönettiği söylenen 'yarı Tanrı ...

İskandinav mitolojisi Tanrılar

2020.09.15 14:21 government_man00 İskandinav mitolojisi Tanrılar

Odin İskandinav mitolojisinin en büyük tanrısıdır. Aesir tanrılar topluluğunun lideridir. Asgard’a krallık yapar. Bilgelik, şiir ve savaş tanrısıdır.
Eşi Frigg’den olan çocukları,Baldur, Hodr, Bragi ve Hermod tanrıça Jord’dan olan çocuğu Thor ve dev Grid ‘den olan çocuğu da Vidar ‘dır.
Thor ( The thunder god) ( şarkıya bakınız :https://youtu.be/JFYVcz7h3o0) Tanrıların kralı Odin‘in ve Odin’in eşi Jord’un (Dünya) oğludur.
Thursday (Perşembe) günün ismi Thor dan gelmiştir
Oğlu Modi ve kızı Thrud’un annesi olan doğurganlık tanrıçası Sif’in kocasıdır; diğer oğlu Magni, dev Jarnsaxa’dan doğmuştur.
Thor, tanrıların alemi Asgard‘ın ve insan aleminin Midgard’ın savunucusudur.
Yıldırım, gökyüzü ve tarım tanrısı olarak bilinen Thor, savaşçı bir insanın idealindeki sadık ve onurlu bir savaşçı modelidir.
Thor, gökyüzünü 540 odalık bir saray olan Bilskírnir’in büyük salonunu inşa ettiği Powerrudvangr (“Güç Alanı” veya “Güç Ovaları”) topraklarından yönettiği düşünülür
Loki Kötülük, düzenbazlık ve hile tanrısı olarak bilinir. Loki, hem tanrılara hem de düşmanlarına oyun oynamayı sevdiği için genellikle ‘düzenbaz‘ tanrı olarak tanımlanır.
Loki’nin babası bir buz devi olan Farbauti’dir. Annesi ise Laufey’dir.
Aesir tanrıları ve buz devlerinin yaptığı savaşta tanrılara yardımda bulunmuştur. Odin, Loki’yi kan kardeşi olarak yanına almış ve Asgard’a götürmüştür.
Loki, bir Jötünn kadını olan Angrboda ile evlidir. Bu evlilikten üç tane sıra dışı çocuğu olmuştur.
Bunlar Thor’un düşmanı Midgard yılanı Jormungard, Ragnarok zamanı Odin’i öldürecek olan kurt Fenrir ve Ölüler Ülkesi’nin kraliçesi Hel’dir. Sigyn ile olan evliliğinden ise Narfi ve Vali adlı iki çocuğu bulunmaktadır.
Frigg Frigg, İskandinav mitolojisinde Odin’in karısı, Àsgard’ın tanrıçası (Kraliçe) ve en güzel tanrıçadır.
İngilizcedeki cuma gününün ismi (friday) onun isminden gelir.
İsminin Güzellik ve aşk tanrıçası Freyja’nınkiyle aynı kökten geldiği düşünülür.Toprak tanrıçası Jord ve Fulla’nın onun diğer adları olduğu düşünlmektedir.
Heimdall Tanrı Heimdall, Aesir tanrılarından biridir ve sürekli uyanık bir şekilde tanrıların alemi Asgard’ın koruyuculuğunu yapar.
Asgard ile insanların alemi Midgard arasında geçişleri sağlayan gökkuşağı köprüsü olan Bifrost’un bekçiliğini yapar.
Heimdall hakkında ayrıntılı bilgi için: Asgard’ın Koruyucusu Heimdall yazımızı inceleyebilirsiniz.
Baldur Tanrı Baldur, Odin ve Frigg’in oğlu, tanrıça Nanna’nın kocası, tanrı Forseti’nin babasıdır. Oğlu Forseti adalet tanrısıdır. Aesir tanrılar kabilesine mensuptur.
Baldur’un Hringham adında çok büyük bir gemisi vardır. Breidablik salonunda yaşamaktadır.
Baldur tanrıların en yakışıklısı olarak bilinir. Çok iyi huyludur. Bu özelliği sayesinde tüm tanrı ve tanrıçalar tarafından sevilmektedir.
İskandinav mitolojisinin en sevilen tanrısı olmuştur.
Baldur hakkında ayrıntılı bilgi için: Işığın ve Saflığın Tanrısı Baldur yazımızı inceleyebilirsiniz.
Hodr İskandinav mitolojisinde kör tanrı olarak bilinir. Odin’in oğlu, Balder’in ikizidir.
Karanlık ve kış tanrısıdır.
Kardeşi Balder’i, Loki’nin kendisini kandırması sonucu öldürmüştür. Balder’in ölümünün sorumlusu olarak Vali tarafından öldürüldü.
Hodr, Ragnarok ‘un ardından tekrar doğacaktır.
Tyr İskandinav Mitolojisi’nde zafer ve adalet tanrısıdır.
Saksonlardaki adı Tue’dur.İngilizcede Tyr’ün kutsal günü olan Salı gününe Tuesday (Tue’nun günü) denir.
Nesir Edda eserinde Odin’in oğlu olarak geçer.
Hermod Hermod, Odin’in oğludur. Tanrıların Elçisi olarak bilinen Hermod, tüm Asgard’ın en hızlısıydı.
Vali Vali, Odin ve Jötunn Grid’in en küçük oğludur. Genellikle okçu olarak kabul edilir.
Vali, Hodr’u öldürerek Baldur’un intikamını almıştır.
Ragnarok’un bir diğer kurtulanı da Vali’dir.
Vidar Odin ve Jötunn Grid’in oğludur. Vidar, Thor’dan sonra tüm Aesirlerin en güçlüsüdür. Asgard’da Vidi adı verilen büyük bir salonda yaşar.
Gücüne rağmen, Vidar huzurlu bir tanrıdır ve sessizce oturmaktan veya özel bir ayakkabı yaratmak için çalışmaktan hoşlandığı bilinmektedir.
Bragi Bragi, Odin ve Frigg’in oğludur.Şiir ve müzik tanrısıdır. Tanrıça İdunn ile evlidir.
Bragr ismi eski Nors dilinde şiir anlamına gelmektedir.
İdunn İdunn (Iðunn), İskandinav mitolojisi’nde ebedi gençlik tanrıçası. Şiir tanrısı Bragi’nin eşidir.
Sahip olduğu elmalarla diğer tanrıların da ölümsüzlükleri muhafaza etmelerini sağlar.
Forseti Forseti, Baldur’un ve Nanna’nın oğlu ve Odin’in torunudur.
İsminin anlamı yönetendir. Adalet, barış ve doğruluk tanrısıdır.
Hel Hel, Loki ve Angrboda’nın kızıdır.
Ölüler diyarı Helheim’in yöneticisidir.
Ullr Ullr, avcılık ve kış tanrısıdır. Sif’in oğlu, Thor’un üvey oğludur. Kış Tanrıçası Skadi ile evlidir.
Büyük bir okçu ve kayakçı olduğu söylenir ve genellikle kalkanını modern bir snowboard gibi kullanır. Bu nedenle modern zamanlarda Kayak Tanrısı olarak kabul edilir.
Freyja Freyja İskandinav mitolojisinde bereket tanrıçası olarak bilinir. Vanir tanrılar ailesinin bir üyesidir fakat Aesir-Vanir savaşından sonra Aesir kabilesinin fahri bir üyesi olmuştur.
Babası deniz tanrısı Njord’dur. Annesi bilinmemektedir fakat Nerthus’un annesi olduğunu söyleyen kaynaklar mevcuttur.
Erkek kardeşi Freyr’dir. İskandinav mitolojisinde Freyja’nın kocasının Odr olduğu söylenmektedir. Odr, Odin’den başkası değildir.
Frejya sevgi, güzellik ve doğurganlığı simgeler. Folkvang’da yaşar. Folkvang, halkın alanı anlamına gelir ve Freyja’nın evi olarak bilinir.
Freyja hakkında ayrıntılı bilgi için: Bereket Tanrıçası Freyja yazımızı inceleyebilirsiniz.
Freyr Tanrı Freyr, Vanir tanrılar ailesine mensuptur. Deniz tanrısı Njord’un oğlu, Freyja’nın erkek kardeşidir. Bir dev kızı olan Gerd ile evlidir. Fjölnir isminde bir çocukları vardır.
Tanrı Freyr, kendi kız kardeşi Freya da dahil olmak üzere sayısız tanrıça ve devlerin sevgilisidir.
Tanrı Freyr’a ibadet diğer Vanir tanrılarına göre çok fazladır. Freyr, bereket, hasat, verimlilik, güneş, yağmur gibi sembollerle ilişkilendirilmiştir.
Freyr hakkında ayrıntılı bilgi için: Bereket Tanrısı Freyr yazımızı inceleyebilirsiniz.
Njord Njord, İskandinav mitolojisi deniz tanrısıdır. Bunun yanı sıra rüzgar ve verimlilik ile de ilişkilendirilmiştir.
O denizin tanrısıdır, fırtınaları yatıştırır, sıkıntılı gemilere yardım eder, elverişli rüzgarların esmesine sebep olur.
Freyr ve Freyja’nın babasıdır. Njord ilk olarak kız kardeşi Nerthus ile evlenmiştir. Freyr ve Freyja’nın annesinin Nerthus olduğu düşünülmektedir. Daha sonra bir dev kızı olan Skadi ile evlenmiştir.
Vanir tanrılar kabilesine mensuptur. Noatun’da yaşamaktadır. Noatun gemilerin mekanı anlamına gelir.
Njord hakkında ayrıntılı bilgi için: Deniz Tanrısı Njord yazımızı inceleyebilirsiniz.
Nerthus Nerthus, Vanir tanrılar ailesine mensuptur. Bereket tanrıçalarındandır.
Njord’un kız kardeşi ve karısıdır. Freyr ve Freyja’nın annesidir.
Odr Odr, Vanir tanrılar ailesine mensuptur. Nesir Edda eserine göre Freyja’nın kocası, kızları Hnoss’un babasıdır. Odr’un tanrı Odin olduğu düşünülmektedir.
submitted by government_man00 to KGBTR [link] [comments]


2020.09.13 21:39 karanotlar Arzulardan arın. Esrarengizi gör. Arzulara bürün. Arzu uyandıranı gör.

_Kalpteki incelik ise sevgi yaratır. Sözlerdeki incelik güven yaratır. Düşüncedeki incelik derinlik yaratır. Bunlara sahip olan insan ise her zaman kendini aratır. _Bir ülkede saraylar ne kadar çoksa, halk o ölçüde fakirleşmiştir. Saraydaki lüks ve pahalı şeyler ne kadar fazlaysa, tahıl ambarları o kadar boşalmıştır. Başkalarının yoksullaşması üzerine kurulmuş olan bu gösteriş, Haydutların yağmadan sonraki böbürlenmelerinden başka bi şey değil. Buna hırsızların cakası denir. Yol, bu değildir. Budur işte sahte YOL. _Halk açsa Bu üsttekilerin fazla vergi yemelerindendir. Halkı yönetmek güçse bu üsttekilerin her işe karışmasındandır. _Tasalanma sebebim bir bedenimin olmasıdır, Bedenim olmasaydı tasalanacak neyim kalırdı?" _İnsan ne kadar çok bilirse hükmedilmesi o kadar zor olur. Bu nedenledir ki eğiterek hükmetmek isyan getirir, cahil bırakarak hükmetmek mutluluk. _Sadece kendiniz olmak ile mutlu olduğunuzda ve kendinizi kimseyle kıyaslayıp, yarışmadığınızda, herkes size saygı duyacaktır _Kutlu kişinin kendi kalbi yoktur. Yetmiş iki milletin kalbidir onun kalbi. O kendi çocukları gibi bakar hepsine. İyilere iyiyim Kötülere de iyiyim. Çünkü iyiliktir ERDEM. Dost olana dostum Dost olmayana da dostum. Çünkü dostluktur ERDEM. Kutlu kişi sükûnet içinde yaşar. Geniş kalbi dünyaya açık. _Kutlu kişi isteksizliği ister. Değerliye değer vermez. _Mutsuzsanız geçmişte. Endişeliyseniz gelecekte. Huzurluysanız şu an da yaşıyorsunuz. _Brahman rahibi: “Komşunun tanrısını kendi tanrından çok sev!” _Görmek istemeyenden daha kör kimse yoktur. _Zorlanan bir şey, eninde sonunda eski durumuna geri dönecektir. _Başkalarını anlamak olgunluk, kendi kendini anlamak ise daha üstün bir olgunluktur. _Kayıp bazen kazançtan daha fazla yarar sağlayabilir. _Su gibi olmalısın. Kırılmamak için bükül. Düz olmak için eğril. Dolmak için boşal. Parçalan ki yenilen. _Bir insan, doğduğunda yumuşak ve güçsüzdür; öldüğünde, sert ve bükülmez. Bitkiler canlıyken yumuşak ve esnektir; öldüklerinde sert ve kuru. Bu yüzden sertlik ve bükülmezlik, ölümün yoldaşlarıdır, yumuşaklık ve narinlik hayatın yoldaşları. Yumuşaklık sertliğe, dirençsizlik kuvvete karşı zafer kazanır. Biçim alabilen şeyler sert olan şeylerden üstündür. _Zekice olmayan bir davranışa dahi zekice karşılık ver. _Konuşmadan önce düşün; Gereği var mı? Şefkat barındırıyor mu? Kimseyi incitebilir mi? Sessizliği bozacak kadar değerli mi? _Küçük kafalar kişileri, büyük kafalar fikirleri konuşur. _Bilge kişi kendi kişiliğini en sona koyar ama yine de en öndedir _En büyük iyilik su gibidir: sudaki iyi herkese yarar. Su bu iyiliği umursamadan yapar. _Kazanmak yada kaybetmek, hangisi daha iyidir? En iyi lider insanların ancak varlığından haberdar olduğu liderdir. _Tao Karıncayla imparator arasında fark gözetmez. Rahmetini iyiden de kötüden de esirgemez. _Dünya olduğu gibi olağanüstü güzel. _İyilik bilmez gökyüzü. En büyük iyiliği de budur işte. _Doğal olan güzeldir. İnsan içinden öyle geldiği için iyilik yapmalıdır, ödül beklediği için ya da cezadan korktuğu için değil. İçten gelmeden yapılan şeyler de uyum getirmez.
_Tao soyuttur. Ne yükselirken parlaktır ne de batarken karanlık. Tarif edilemez ve anlayışımızın ötesindedir. Başlangıcı ve sonu yoktur._Onu adlandırdık mı, onun sonsuzluğunu yitiririz. Çünkü her söylenen söz, her verilen ad şeyleri “Kendisi olamayandan” ayırır. _Su, TAO’nun simgesidir. O, yumuşak ve uysal, ama taşı yenecek kadar güçlüdür. En ince aralıklara bile sızar. Karşılık beklemeden çevresine hizmet eder. Her zaman en altta, insanların hor gördüğü yerlerde kalır. Bu yüzden de toplayıcı, birleştirici olur. Her yerde çevresiyle uyum sağlar. İçinde bulunduğu kaba uyar. Yine de hiç bir zaman kendi doğasını yitirmez... _Tao, her şeyin kaynağı olan “HİÇLİK”tir. HİÇ iken Bir oluruz. Bir’ken İki oluruz. İki iken Üç oluruz. Üç’ten bin bir tür oluruz. Hiçlik, karşıtlıklar dünyasının kaynağıdır. Birinin içinde ötekinden, erkekte kadından, kadında erkekten, ışıkta gölgeden, toprakta güneşten bir şey vardır her zaman. Her şey karşıtıyla vardır. (Ying Yang.) Tao içerdiği yol olma niteliğinin yanı sıra rehber olmasıyla, aslında aynı anda yapan ve yapılmakta olan gibi iki kavramı içinde barındırır: Hem yönetmen hem aktör, hem besteci hem melodi, hem seyrüsefer cihazı hem seyrin ta kendisi. Üstün insana Yol'dan söz etsen, gayretle işe sarılır. Nasipsize söylesen vay haline, kahkahaya güler. Gülmeseydi, yol, yol olmazdı. İnsanlar yeryüzünü izler, yeryüzü gökleri, gökler Yol'u izler. Yol ise olanı. _ Çılgınlar tanrısal vahiy ararlar Göğün-yerin işaretlerinde. Ben bilgelik ararım Zaman ve dünyanın işaretlerinde. _ Kimileri mucizeleri kutsal sayar. Ben mucize olmayanı kutsal sayarım… _Uyanmış insan işlenmemiş cevheri görür. _Bilge, gece içinde bir okyanus gibi, durgun ve sessizdir ama bir kış rüzgarı kadar yakıcıdır. Bilge kişi bulutlar gibi sürüklenir, belli bir yeri olmadan. yeni doğmuş bir bebek gibi kendini ifade etmeye çalışmaz. Bilge kişi bilir ki kişi yenilerek yenebilir ve yenerek yenilebilir. Bilge kişi kendine önem vermez, ama başkalarının ihtiyaçlarını duyumsar o alçakgönüllü ve utangaçtır, böylelikle diğerlerinin kafasını karıştırır.çocuk gibi görünür ve dinlenir. Bilge kişi kafasında yenmeyi kurmaz ki yenilsin, bir şeye sarılmaz ki yitirsin. bilgenin yolu kurnazlığa kaçmadan çalışmaktır. _Büyük iyilik su gibidir. Doğal olarak akar. Reddeden insana bile faydası olur. Tao gibidir. Bilge kişi de su gibi yaşar, arzusuz ve alçakgönüllü, entelektüel düşünceli, sevecen, adildir. Bilge kişi sessizce çalışır. Ne övgü ne de şöhret aramaz. Uyuyan bir bebek gibi nefes alır ve uyumu gözetir. _Tao yaratır ama saygınlık istemez ve yol gösterir ama karışmaz. Tao seyahat etmeden de bilinip gözlenebilir; ondandır bilge kişinin bakmadan her şeyi görmesi. Her nesne tao nazarında birer küçük evrendir; dünya kainatın küçük evreni, ulus dünyanın küçük evreni, köy ulusun küçük evreni; aile köyün küçük evreni, ve bedeni kişinin ailesinin küçük evrenidir; tek bir hücresinden galaksiye kadar…
Karar aklın durması halidir; karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi durdurur. Buna rağmen akıl insanı daima karara zorlar; çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz. _Kalite bir erdemdir! O kendini; mekandaki yaşantıda, düşüncedeki derinlikte, sevgideki cömertlikte, İfadelerdeki gerçeklikte İdaredeki düzende eylemdeki etkide doğru zamandaki doğru harekette gösterir. _Kendini bilen bilge. Başkasını bilen bilgilidir. Kendini yenen kudretli. Başkasını yenen kuvvetli Halinden memnun olan zengindir. Nefsini yenen iradeli. Yerini korumayı bilen kalıcıdır, Ölüp de yok olmayan ölümsüz. _Edimsizliğin her şeyden el etek çekmek, eylemsizlik demek değil, tutkulu, hırslı eylemlerden, doğadaki dengeye ters eylemlerden uzak durmak demek. İçine kapalılık demek değil, ukalalık, gevezelik etmemek, çevresine yaşamı ve tutumu ile örnek olarak yol göstermek demek. _Kutlu kişinin bu sınırsız iyiliği karşısında herkesin ağzı açık kalır. _Hep hiçlikte kalanlar görür onun özünü. hep varlıkta kalanlar görür onun yüzünü...” _Edimsizlik, yaşamın akışına aykırı olan eylemlere girişmemektir. _Ezecekler mi birini. Büyütürler onu alabildiğine. Zayıf mı düşürecekler birini. Güçlendirirler onu alabildiğine. Yok edeceklerse birini. Geliştirirler onu alabildiğine. Alacaklar mı elindekini onun. Ona verirler önce bol bol. Budur görmek görünmezi. Yumuşak yener serti. Zayıf yener güçlüyü. Çıkarma balığı derinden. Sırdır düzen. Ele verme sırrını. _Eskinin yetkin ustaları Özlü ve gizemliydiler. Derindiler erişilip bilinmez. Kışın bir ırmağı geçer gibi Çekingen, Komşuların gözü altında gibi Dikkatli, Konuklar gibi sakıngan, Eriyen buz gibi geçici, İşlenmemiş balçık gibi şekilsiz, Vadi gibi geniş. Sis gibi bulanık… _YOL'u yitirmeyen doygunluğu aramaz. Doygunluğu aramayan kalır dolmadan. Hep açık yeni yetkinliğe. _Fazla söz boşa zahmet. İyisi mi içindekini tut içinde. _Su gibidir yüce iyilik. İyidir ki su Binbir türe yarar verir dayatmasız. İnsanların hor gördüğü yerlerde. _En yüce hakanların varlığını Bilmezdi halk. Ne sakıngandı değerli sözleri. İşlerini görürlerdi onlar ve yoluna girerdi. Sonrakiler sayıldı ve sevildi Sonrakilerden korkuldu _Ahlak yok olduğunda doğru davranış biter ve çıkarcılık ortaya çıkar. Çıkarcılık; düzensizliğin başlangıcıdır. _Beş renk gözü kör eder, beş sesse, kulağı sağır. Beş çeşni, tat alma duyusunu köreltir. Fazla düşünmek zihni zayıf düşürür, arzular ise kalbi öldürür. Denge ve ihtiyaç önemlidir. _Bir şeyi daraltmak istiyorsan, Önce onu genişletmelisin. Bir şeyi zayıflatmak istiyorsan, Önce onu güçlendirmelisin. Bir şeyden ayrılmak istiyorsan, Önce onunla birleşmelisin. Bir şeyi almak istiyorsan, Önce onu vermelisin. Buna “ ince kavrayış” denir. _Lao Tse ise toplumdaki çürümenin ahlak dersi verme ve politik önlemler almayla giderilemeyecek kadar derin olduğunu düşünüyordu. Tersine, tüm töreler, kurallar, ahlak, politik girişimler kötülüklerin asıl kaynaklarıydı, insanların doğallıklarına dönmeleri, her türlü tutku ve bencillikten kurtulmaları, toplumsal norm ve değerlerden vazgeçmeleri gerekiyordu. _Derler ki, tüccarın iyisi malını öyle saklarmış ki, onu gören yoksul sanırmış. Arif ve ERDEM’li kişi de odur ki, gören budala sanır, iyisi mi, Siz vazgeçin şu gururlu, hırslı, kibirli halinizden, bırakın şu yakışıksız çabalarınızı “Emirlerle yönetip cezalarla düzenlersen halk yılgın ve utanmaz olur. ERDEM’le yönetir ahlakla düzenlersen halk utanmayı öğrenir ve iyiye yönelir.” Ama gerek “ahlak”, gerekse “yönetme” ve “düzenleme” çabalarının kendisi huzursuzluğun asıl kaynağı Lao Tse’ya göre! _ Asıl tehlikenin büyüğü, asıl sakınılması gereken şey “hortlaklardan” da önce, insanlığa hizmet etme aşkıyla hortlaklara savaş açan kutlu kişiden gelebilecek zarar. _Günümüz yönetimlerinin “tüketim olanakları verip halkı pasifleştirmek” ve “basit halkı bilgisiz bırakmak; aydınların ise gözünü yıldırıp eyleme girişme cesaretini kırmak” türü yöntemlerini kaçınılmazlıkla anımsatıyor bunlar! _Doğru yaşamayı bilen Geçsin ülkeyi bir uçtan bir uca. Rastlamaz tek gergedana kaplana. Geçsin bir ordunun içinden. Ne zırh yarar ne kılıç. Gergedan bulamaz boynuz saplayacak yer. Kaplan bulamaz tırnak geçirecek yer. Kılıç bulamaz keskinliğini gömecek yer. Neden? Çünkü ölümlü yanı yoktur onun. _Yücelerden bilge YOL’u duyunca. İzler onu uyumla. Alçakçalardan bilge YOL’u duyunca Güler ağız dolusu Ve gülmezse bil ki Doğru YOL değildir o. _Bütün keskinlikleri körelt, Bütün düğümleri çöz, Her şeyi birbirine kat. Sır olan Ayniyet, işte buradadır. Sen, ona yaklaşamazsın, Onsuz da yapamazsın. Ona bir hayrın olmaz, Zararın da olmaz. Ona şeref veremezsin, Onu aşağılayamazsın da. Dünyada hiçbir şey onun kadar asil olamaz. _Nesnelere ve kavramlara verdiğimiz anlamlar arzuları ve amaçları doğururlar. İyi ve kötü, alçak ve yüksek, aydınlık ve karanlık gibi. Bu anlamlardan kopmamız arzu ve amaçlarımızdan ayrılmamız sonucu eylemsizliğe varırız. Eylemsizlik bir kere kavrandığında uyumlu yaşama geçiş kapısı açılır. Geçmişin pişmanlıkları ve gelecek kaygısı ve planları gibi gerçek yaşamdan koparan etkiler aynı zamanda insan yaşamında bir tür dengesizlik hali yaratır. Uyumlu yaşam ve doğal akış insanın içinde bulunduğu an ile bütünleşerek yaşamasını sağlar. Bu uyuma yolu izlemek denir. Yol anlamına gelen tao kelimesiyle kastedilen budur. _Kimileri mucizeleri kutsal sayar ben mucize olmayanları kutsal sayarım. Çılgınlar tanrısal vahiy ararlar. Ben bilgelik ararım. _Olgunlaşır varlıklar. Sonra dönerler kaynaklarına. Kaynağa dönmek huzur demek. Huzur amaca varmak demek. Amaca varmak sonsuzluk demek. Sonsuzluğu kavramak aydınlık demek. Sonsuzluk kavranmadı mı Uyumsuzluk gelir. Sonsuzluğu kavrayan hoşgörülüdür. Hoşgörülü demek adil. Adil demek egemen. Egemen demek kutsal. Kutsal demek YOL'da YOL'da demek kalıcı… _Kutlu kişi örnek olur dünyaya. Çevresine ışık saçmaz ve aydınlanır. Kendisine değer vermez ve yüceltilir. Kendini övmez ve yarar verir. Kendini öne koymaz ve kalıcılaşır. Çünkü savaşmayanla Kim savaşabilir dünyada _Biliyorsam biraz doğru YOL’da yaşamı. Tek korkum yolu yitirenlerdendir. Sapanlardan dar sokaklara doğru. YOL dururken _Sağlam kök salan sökülmez. Sıkı tuttuğun çalınmaz. _ERDEM’le dolu kişi Benzer yeni doğmuş bebeğe. Yılan çıyan sokmaz Vahşi hayvan saldırmaz Alıcı kuş paralamaz İncedir kemikleri kasları yumuşaktır ama Yine de sımsıkı yapışır tuttuğuna Erkek dişi nedir bilmez ama Yine de kalkar pipisi Çünkü dopdoludur hayat tohumuyla _Keskinliğini körelt. Karmaşalarını çöz. Parlaklığını sönükleştir. Tozuna karış dünyanın. Budur gizli Bir’e varmak. Buna erişeni Ne sevgi yaralar ne soğukluk Ne kazanç yaralar ne kayıp Ne saygınlık yaralar ne utanç Ki en saygın olur göğün altında _Baştaki sakin ve edimsizse Halk dürüst ve temiz olur Baştaki zeki ve kurnazsa Halk hilekâr ve güvenilmez olur _Büyük ülkeyi yönetmek Küçük bir balık kızartmaya benzer. _Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır. _Ayaksız yürümek. Kolsuz dövüşmek. Saldırısız yenmek. Silahsız durdurmak. En büyük talihsizliktir küçümsemek düşmanı. Küçümseyen korkarım yitirir hazinesini. _Bilmediğini bilmek büyüklüktür. Bildiğini bilmemek eksiklik. _Emretmeden yönetebiliyorsanız lidersiniz. Lider ol, ancak efendi olma. _Düşlerini neyle suladığına dikkat et. _Kendi aczinden onur duymaya kuvvet denir. _Henüz gülümsemeyi öğrenmiş bir bebek gibi. durgun ve ifadesizim, _Eğer ki halkın korktuğu biriysen, Sen de halktan kork _Çok bilenler konuşmaz, çok konuşanlar bilmez _Üç hazinem var: Sadelik, sabır ve merhamet. _Bahar gelir ve çimenler kendiliğinden yeşerir. _Diğer insanların hakkınızda ne düşündüğünü kafanıza takarsanız,daima onların kölesi olursunuz. _Dostlarını kendine yakın tut, düşmanlarını daha da yakın. _Düşüncelerinizi değiştirin, hayatınız değişsin. _Tanrı size istediğiniz insanları değil, ihtiyacınız olan insanları verir. _Gerçek bilge aydınlanmanın amaç değil, anlam olduğunu anlar. _Eğer pes edebilirsen güçlüsündür. Kötülüğe iyilikle karşılık ver. _Bir aile iç ahengini yitirdiği zaman “hayırlı oğullar”dan söz ederiz. Bir devlet kargaşaya sürüklendiği zaman sadık devlet adamları”ndan _Dünyadaki herkes güzeli güzel olarak bilir Ve çirkinlik de bu yüzden vardır. İşte böylece, Varlık ve yokluk birbirini doğurur, Zor ve kolay birbirini tamamlar, Uzun ve kısa birbirini şekillendirir, Yukarı ve aşağı birbirini doldurur, Sesler ve tonlar birbiriyle uyuşur, Önce ve sonra birbirini izler. _İnsanların onay vermesini önemserseniz, onların mahkûmu olursunuz. _Düşlerini neyle suladığına dikkat et. Düşlerini endişe ve korkuyla sularsan, yaşamını boğan yabani otlar biçersin. Düşlerini iyimserlikle, çözümlerle sularsan, başarı biçersin. _Kalbinizde yeşil bir ağaç bulundurun, belki şakıyan kuşlar gelir. _ Erdeme haiz olanlar kusur aramaz. Kusur arayanlar erdeme haiz değildir _ Orada oturup sessizce tefekküre dalarak Zihnini temizleyebileceğini mi sanıyorsun? Bu, zihnini yalnızca daraltır, temizlemez. Tam uyanıklık akışkandır ve uyumludur; Her zaman ve mekanda vardır. Gerçek tefekkür işte budur. Dünyadan uzak durarak kim saflığa ve basitliğe erişebilir. Tao temiz ve basittir Ve dünyadan uzak durmaz. Neden basit şekilde ana-babanızı onurlandırmıyor, çocuklarınızı sevmiyor, kardeşlerinize yardım etmiyor ve en yüce doğruyu anlamak yerine, elinizde sıradan yöntemler bulunduruyorsunuz? Bu, gerçek saflık, gerçek basitlik ve gerçek ustalık olacaktır. _Bilmek ama yine de bilmediğini düşünmek en büyük hünerdir. Bilmemek ama bildiğini düşünmek ise hastalıktır _Zeka, bilgelik demek değildir. _Bir ağacın güzelliği hiçbir zaman kelimelerle ifade edilemez; bunu anlayabilmek için onu kendi gözlerinle görmelisin. Dil, bir şarkının melodisini yakalayamaz; onu anlayabilmek için kendi kulağınla işitmelisin. _Ermiş kişi yönetirken: Kalplerin boşalmasını ama karınların doymasını sağlar. İstekleri zayıflatır, ama kemikleri kuvvetlendirir. İnsanları daima alimlikten ve arzudan yoksun bırakır ve alimler bir eyleme geçmeye cüret edemez. Yaptıkları bundan ibarettir ve işte böylelikle düzensiz bir şey kalmaz. _Büyük işler başarıp şeref kazandıktan sonra bir yana çekilmesini bilmeli. _Büyük bir milleti yönetmek küçük bir balık pişirmek gibidir; fazla kurcalarsanız mahvedersiniz. _Sonsuz Tao, ne anlatılabilir olan, ne de ad verilebilir olandır. Her şeyin durmaksızın dönüştüğü ileri sürülerek, ona ad vermekle.. _Taoist cinsel uygulamalar - Özlerin Birleşmesi. Uzun yaşama ve ölümsüzlüğe ulaşmasının yöntemlerinden biri genç yaştaki bakirelerle cinsel ilişki kurmaktır. Tavsiye edilen 14 - 16 yaş aras..Chang Taoist cinselliğin yaşlı erkek - genç kız ilişkilerinde hayata geçirilebileceğini belirtirken, genç erkeklerin ise gençler yerine yaşlı kadınlarla ilişki kurmasının daha avantajlı olduğunu ileri sürmektedir _Konfüçyüs bir gün suyun içinde çırpınan adamı kurtardıktan sonra. coşkun suların içinde sağ kalmayı nasıl başardığını sormuş. 'Çok kolay!' demiş adam. 'Akıntı beni aşağı çektiği zaman daldım, yukarı ittiği zaman da su yüzüne çıktım.'" sertliğe karşı yumuşaklığın, tutkuya karşı tutkusuzluğunu, hoşgörüsüzlüğe karşı hoşgörünün, erkeğe karşı kadının yanını tutan bir öğreti bu. _ Hiçliğe dönendir Biçimlenmemiş biçim Aslı olmayan resim Karanlıktır kaostur _Ah daha ne kadar sürer yalnızlık. Herkes sevinç saçıyor. Bayrama gider gibi. Bir ben çekingen. Gülmeyi öğrenmemiş bebek gibiyim. Huzursuz savrulurum. Yersiz yurtsuz gibiyim. Herkes bolluk içinde. Ben unutulmuş gibiyim. Mağara gibi yüreğim. Uyumsuz ve karanlık Dünya insanları ışıl ışıl ah Bir ben bulanık su gibiyim. Dünya insanları kurnaz mı kurnaz. Bir ben kapalı kutu gibiyim. Huzursuzum ah deniz gibi. Dur durak bilmeyen girdap gibiyim. Herkesin hedefi var Bir ben aylak dilenci gibiyim Bir ben başkayım herkesten Ama değerlidir anadan alınan besin. __YOL’da bir oldun mu onlarla YOL’da olanlar da Hoşnut olur bundan. Yoklukta bir oldun mu onlarla. Yoklukta olanlar da Hoşnut olur bundan. Güven bulamaz güven göstermeyen. _Ayak parmakları üstüne kalkan sağlam durmaz. Dizlerini kırmadan yürüyen ilerlemez. Çevresine ışık saçan aydınlanmaz Kendine değer veren yüceltilmez Kendini öven yarar vermez. Böyle kişi yemek artığı yara irini gibidir YOL’a _Yüceliğini bilip alçaklığını yitirmeyen Olur göğün altında vadisi yerin _YOL doğurur. ERDEM besler, Büyütür, bakar, Geliştirir, tutar, Örter ve korur. _Yeryüzünün kaynağı var ki anası yeryüzünün. Her kim anaya bakarsa Yaşamı boyunca korkmasın bir şeyden Sonsuzluğu kucaklamaktır bunun adı _Ülkenin günahını kim alırsa üstüne. Başta gider tohum kurban töreninde. Ülkenin acılarını kim alırsa. üstüne Hakanı olur yeryüzünün _ERDEM’li kişi ERDEM’i bilmez Ondan ERDEM’lidir o. ERDEM’siz kişi Çabalar ERDEM’i Yitirmemeğe. Ondan ERDEM’sizdir o. ERDEM’de olan amaçsız. ERDEM’siz olan amaçlı.YOL’u yitirince ERDEM. ERDEM’i yitirince aşk. Aşkı yitirince adalet. Adaleti yitirince ahlak. Sadakat ve güven kıtlığıdır ahlak. Ve başıdır huzursuzluğun _Her şey Ya çoğalır azaldıkça Ya azalır çoğaldıkça _En büyük yetkinlik eksik görünür Ve sonsuz olur etkisi En büyük doğruluk eğri görünür En büyük yetenek aciz görünür En büyük belagat dilsiz görünür Soğuğu hareket yener sıcağı sükûnet Saflık ve sükûnet Bu ikisi ölçütüdür dünyanın _Ölümden korkmaz olursa insanlar Nasıl korkutursun ölüm korkusuyla? Ölümün sahibinin yerine öldürmek Marangoz yerine keseri ele almak demek. _Yaptığını kendi yaşamı için yapmayan Daha bilgedir yaşama değer verenden _TAO’nun özünü kavramanın yolu, hep hiçlikte kalmak, tutku ve isteklerden arınmaktır, TAO’nun özüne varacağım diye tutkularından kurtulmak için çabalayıp duran kişinin bu halinin de tutku dolu olduğunu hatırlatıyor _“Fincanı iki elinle tutarken, aynı anda dolduramazsın. _Hiç ile kaynak aynıdırlar. Yalnızca biz farklı adlar vermişiz. Maddesel ve tinsel her şeyin kaynağı olan TAO… _Toplum kuralları gerçekte toplumsal hastalıkların asıl kaynağı olduğunu gösteriyor. Devlet yönetiminin filozofların işi olduğu inancındadır. Basit halk, yüreğini huzursuz kılmaktan başka bir işe yaramayacak, ona ancak mutsuzluk getirecek olan tüm bilgiden uzak tutulmalıdır. Tutkularını aşmış, bilge kişi içinse durum başkadır: _Karın, Karanlık, gizli, sırlı hakikatin simgesidir._ __ İyilik bilmez gökyüzü. En büyük iyiliği de budur işte .“Sevgi, iyilik, insaniyet, bağlılık”…Taoculuk bu tür sevgiyi reddeder: Böylesi sevgi, kimilerini başkalarına karşı kayırmak demektir. Oysa TAO’nun, doğanın, dünyanın iyiliği, tarafsızlığında, kimseyi sevmeyip, kimseyi kayırmamasındadır. . _Taoculuk’ta ne geçmiş ne gelecek, yalnızca şimdiki yaşam vardır. _Zhuang Zi, Ölümün eşsiz bir “mutluluk” olduğunu savunur. _Yaradılış, doğa ananın koynunda sürekli olarak yeniden gerçekleşir…. _Vadi hiçliği simgeliyor. Her iki yönden de “vadi ruhu” TAO’yu çağrıştırıyor: ana rahmi” anlamına geliyor. “Karanlık dişinin kapısı” da, hem bin bir türün doğuşunun tablosunu çiziyor, hem de “sırlar sırrı” olan “tüm mucizenin kapısı”nı çağrıştırıyor. _Ying aydınlık, Yang gizemli karanlık ve ikisini birleştirem yaşam soluğu uyum… _Kong Zi yani Konfüçyüs “Başkalarının bana yapmasını istemediğimi ben de onlara yapmamalıyım” der… “ _Taoculuk’ta daha çok vurgulanan, bütünün parçalardan fazla bir şey olduğu olgusudur... Kitab-ı Mukaddes’te Tanrı, Peygamber Yeşaya’ya “Bilgelerin bilgeliğine son vereceğim, yok edeceğim usluların usunu!” diye seslenir. Yeni Ahit’te de Aziz Pavlus “Nerede zeki insanlar, nerede okumuş kişiler? Tanrı bu dünyanın bilgeliğini deliliğe çevirmedi mi?” diye alaya alır yetenekleri ve bilgeliğiyle övünenleri…Tao ise insanı kendi doğasıyla yüz yüze bırakıyor. _Halkın günahlarını, ülkenin acılarını üstüne alan dünyaya hükümdar olur _Kong Zi, Lao Tse’yı ziyaret ederek onun bilgisine başvurur. Lao Tse onun gururlu ve girişimci tutumunu eleştirir. Kong Zi sarsılmış ve Ustaya derin şekilde hayran kalmış bir halde öğrencilerinin yanına döner. Kong Zi öğrencilerine dedi ki: Kuşları bilirim, uçarlar. Balıkları bilirim, yüzerler. Hayvanları bilirim, koşarlar. Koşanı tuzağın ağı yakalar. Yüzeni oltanın iğnesi tutar. Uçana avcının oku erişir. Ama ya ejderhalar? Ya onlar nasıl yükselir rüzgârların bulutların üstüne de göğe ulaşırlar, bunu bilemem. Lao Tse’yi gördüm bu gün. Düşündüm: Acaba o da ejderha gibi mi?Lao Tse’nin bir “ejderha” gibi olduğunu anlatır. _Toplumsal değerleri ve yöneticilerin otoritesini insanlığın tüm acılarının kaynağı saydığı. _ Kong Zi eski gelenekleri öğrenmek için Lao Tse’ye geldi. Lao Tse ona dedi ki: Sizin sorduklarınız ancak kemikleri bile çoktan çürümüş insanların sorunları. Onlardan bugüne kalan yalnızca sözcüklerdir. Arif kişi zamanını bilir, arabası gelince biner, gelmezse de çıkınını toplayıp gider.
_Karşılaştırmalar yargılamalardır, _Övgü beklemeyen bilge kişidir. _Gereğinden fazla zorlarsan, en müthiş bıçak bile körleşecek. Çaresizlik ona hiçbir işe yaramayan, akordsuz yalanlar söyletecek. Bilgelik de akılla birleşip sağduyulu zekayı ışıldatacak. sabır en dolaşık ipleri bile düğümlerden kurtaracak, _Tabiat kasıtlı hareket etmez. Hiçbir varlığa iyi veya kötü niyeti yoktur. Tao da aynen tabiat gibidir. Tabiat tao'nun takipçisidir. Bilge kişi de böyledir. Tutkularından arınmış _Çömleği yapan kil değil boşluktur. _Kaos ortaya çıktığında, üstün insanın içsel dünyası düzenli ve sakindir. Topluma geri dönüşünde yardımcı olur. Kaos sona erdiğinde toplum tarafından görülebilir. _Çok daha iyidir basitliğini görmek ham ipeğin güzelliğinin ve işlenmemiş taşın; kişinin kendisiyle bir olmasından daha iyidir tao ile bir olması, bensizliğin geliştirmesi. _Butunlugu korumak icin boyun egmek kendini savunmayarak ayricalik kazanir. Eğilmek dik olmaktir; bos olmaksa dolu. Böbürlenen kişi aydınlanmamıştır, saygı görmez değerli insanlardan; böylece, hiç bir şey kazanmaz ve itibarı lekelenir. kibir aşırılıktır ve bilge kişi onlara ihtiyaç duymaz _Yaratıcı prensip birleştirir sonsuzluğa uzanır. Sonsuzluğa seyahat ederken değişmez özünü korur. En lüks yerlerde basitliğini korur. _Onurlu davranın ama alçakgönüllülüğü koruyun. _En büyük balık gölün dibinde yaşar ve bir ülkenin en iyi silahları kuytuda kilitli tutulmalıdır. Uysal ve nazik olan, sert ve güçlünün üstesinden gelebilir. _Gerçekten iyi insan haptığı iyiliklerden bihaberdir. _Liderin görevi nüfusun refahını sağlamaktır kendi refahını değil. _Bazen her şey ters görünür. Aydınlık karanlık. Doğru yanlış gibi, kolay zor gibi, pak olan kirli, ilerleme gerileme olarak görünür. En kötü anlarda dahi umudunu kesmez doğa-tao. Sen de öyle ol. doğru görünen bir dahakinde eğri görünebilir; zeka aptallık görünebilir, güzel söz söyleyiş patavatsızlık görünebilir; hareket soğuğu alt edebilir, durağanlık da sıcağı, ama hareketteki durağanlık tao'nun yoludur. _Sertin üstesinden ancak ona boyun eğen yumuşak gelir. _Aydınlanmış kişi arkadaş edinmekle ilgilenmez, ne de düşman kazanmakla; iyi ya da kötü ile, övgü ya da suçlama ile. bu tür bir tarafsızlık* insanın en üst halidir… _Keskindir ama kesici değil. Pivridirler ama hiç bir zaman delici değil. Parlaktırlar ama kör etmezler. Budur bilge kişinin eylemi. _Tasarlamadan hareket et; doğal bir şekilde çalış ve tatsızın tadını al; karmaşıktaki basiti ara… _Sorunlar ortaya çıkmadan önce yüzleşilirse kargaşanın önüne geçilir… _Uçsuz bucaksız yolculuklar ilk adımı atmakla başlar. Koca ağaç küçük bir fidandan oluşur _Irmağın ve akıntının hakimi denizdir, çünkü hepsinden alçaktadır. öğretmenin öğrencilerine yol göstermesinin en iyi yolu önde gitmelerine izin vermektir. _Tartışmalar kavgacılık yapmak yerine beklemeyi bilerek, üstüne gitmek yerine geri çekilerek kazanılabilir. büyük savaşlar kıpırdadığını belli etmeden ve gizlediği gücünü koruyarak hareket etmek, saldırmadan ele geçirmek silahtan başka şeyler kuşanmak sayesinde kazanılabilir. _Ülkedeki insanların karnı aç canları kıymetsiz olursa onlar da yönetimi alaşağı etmek için artık kendi canlarından geçerler… _Eğilmek bilmeyen savaşçı kendini ölüme mahkum eder ve eğilmeyi reddeden ağaç kolayca kırılır. onun için sert ve yoğun olanın yenilmesi yumuşak ve esnek olanınsa yenmesi mukadderdir… _İhtiyacından çoğuna sahip olandan alıp ihtiyaç sahiplerine dağıtmak tao'nun yoludur yüksektekini alçaltır, alçaktakini yükseltir… _Tezatmış gibi görünse de insanların aşağılamalarını kaldırabilen kişi yönetmeye uygundur. Önderlik etmeye uygun olan da ülkesinin felaketleriyle bizzat yüzleşendir. _Ne kadar azsa çoğalır, ne kadar çoksa azalır. Gerçek her zaman güzel güzel sözler de her zaman gerçek değildir. _Erdemli kişi kendi için tartışmaya gerek görmez çünkü bilir ki tartışmak yararsızdır. _Övgü beklemeden, ışığı saklamak,, aşırılıklar olmadan, kara aynayı temizlemek, arzuların bastırılması ,sakin ve hareketsiz, köke geri dönmek, ahlakin çürümesi, butunlugu korumak icin boyun egmek, değiştirilemeyeni kabullenmek, erdemli pasiflik arkadan önderlik etmek tek başına durmak
Tao Te Ching, Lao Tzu
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.08.15 21:23 karanotlar İlkel Bir Toplumdan Uygarlık Dersi: Amişler

Günümüzde ABD denilince birçok insanın aklına, ileri teknolojiyi yaşamın her alanında kullanan, bireyci ve rekabete dayanan bir toplum yapısı gelir. Oysa nüfus bakımından dünyanın en büyük ülkelerinden biri olan ABD’de, tek tip bir toplum yapısı bulunmamaktadır. Daha başka bir deyişle söylemek gerekirse bir ABD stereotipi yoktur. Tipik ABD’li imajına uyanlar ABD nüfusunun çoğunluğunu oluştursa da, bu imajın dışında kalan pek çok topluluk da ABD’de yaşamaktadır. Bu topluluklar içinde en dikkat çekicilerden birisi de, sanayi devriminden hemen önce Amerika’ya yerleşmeye başlayan ve inançları gereği o dönemim düşünce tarzını günümüzde de devam ettirdiğinden sanayi devriminin doğurduğu toplumsal yozlaşmanın etkilerinden uzak kalan Amişlerdir.
Amişlerin geçmişi 16. yüzyıl İsviçre’sine kadar uzanıyor. Dinde reformun tartışıldığı bu dönemde, başını gezici rahibi Menno Simons’un çektiği bir grup Hristiyan, çocukların doğar doğmaz takdis edilmesine karşı çıkıyor. Çünkü onlara göre Hristiyan bir anne-babadan doğmuş olsa bile bir çocuğun doğumda dinin gereklerini anlaması yani Hristiyan kabul edilebilmesi olanaksızdır. Bu yüzden bir insan ancak bilinçlenmiş kabul edileceği 18 yaşında kendi isteği ile takdis edilerek ya gerçek bir Hristiyan olabilir ya da inandığı başka bir dini kabul edebilir. Doğal olarak bu durum Katolik Kilisesi tarafından hiç hoş karşılanmıyor ve Mennocular adı verilen bu grup için bir insan avı başlatılıyor, yüzlerce Mennocu acımasızca öldürülüyor.
Mennocular daha sonra kendi aralarında bölünüyor ve Amişler, Mennocular ve Bretenler olarak üçe ayrılıyor. 18. yüzyılda baskılar artıp, yaşam daha da çekilmez hale gelince o dönemde insanlara dinsel özgürlük vaat eden yeni dünyaya yani ABD’ye yelken açıyorlar.
Günümüzde dünyanın birçok ülkesine dağılmış olarak yaşayan Mennocuların sayısı 1 milyonun üzerinde. Amişler ise çok az bir kısmı Kanada’da olmak üzere neredeyse tamamı ABD’de yaşıyor. ABD’deki nüfusları yaklaşık olarak 250.000 kadar. Yani sayıca oldukça az sayılırlar. En yoğun olarak bulundukları bölge ise Pennsylvania eyaletinin Lancaster kenti. Burada yoğunlaşmalarının nedeni ise ABD’ye ilk göç ettikleri tarihte Pensilvanya’nın efsanevi valisi William Penn’in onlara kucak açıp barınacak yer ve yaşamlarını kazanacak toprak vermesi.
Teknolojiyi Reddeden Topluluk
Amişler sayı olarak az demiştik ama Batı toplumlarında ender rastlanabilecek bir nüfus artış hızına sahipler. Elizabettown Üniversitesi’nden Amişler uzmanı Donald B. Kraybill’in araştırmasına göre Amiş toplumunun yıllık nüfus artık hızı %4 gibi çok yüksek bir düzeyde. Her Amiş ailesinin ortalama 5-6 civarında, bazılarında ise 15’e ulaşan çocuğu bulunuyor ve hesaplamalara göre 2025 yılı civarında nüfuslarını iki katına yani 500.000’e ulaşmış olacak. Kısacası böylesine yüksek bir nüfus artışı nedeniyle Amiş toplumunun nüfusu yaklaşık olarak her 20 yılda bir 2 katına çıkıyor.
Amişleri diğer topluluklardan ayıran en sıradışı özellikleri ise nüfus artış hızları değil elbette. Onları farklı kılan, ABD gibi ileri teknolojinin yaşamın tüm alanlarında egemen olduğu bir ülkede yaşamalarına karşın teknolojiyi neredeyse hiç kullanmıyor oluşları. İnsan ilişkilerini ve toplumu bozduğuna, gerçek bir Hristiyan’ın Hz. İsa dönemimdeki gibi yaşaması gerektiğine inandıkları için elektrik, telefon, otomobil, bilgisayar, internet gibi çoğumuz için vazgeçilmez sayılabilecek hiçbir teknolojik yeniliği kullanmıyorlar. Ulaşım gereksinimlerini otomobil yerine “buggie” adını verdikleri at arabaları, ışık gereksinimlerini güneşin doğuşu ve batışı arasındaki zamanı değerlendirerek, iletişim gereksinimlerini ise yüz yüze görüşerek karşılamak Amişlerin tipik yaşam tarzı.
Bu düzeni korumak ve çocuklarının erken yaşlarda dış dünyanın olumsuz etkilenmelerini önlemek için ise Amişler temel ilköğretimin ardından çocuklarını devlet okullarından alıp kendi kilise okullarında eğitiyorlar. Onlara göre ABD eğitim sistemi karşı çıktıkları bir rasyonaliteyi çocuklarına aşılamaya çalışıyor çünkü. Öğretmenleri ise yine bu okullardan mezun olmuş çoğu 17-18 yaşlarındaki bekar Amish kızları. Kendi toplumları dışındaki insanları “Englishman” olarak adlandırıp onlarla olan ilişkilerini mümkün olduğunca asgari düzeyde tutmaya çalışıyorlar. Hepsi çok iyi İngilizce bilmelerine karşın kendi aralarında kullandıkları dil Pensilvanya Almancası.
Amişler günümüzde de inançlarına son derece bağlı biçimde yaşıyorlar. Kendilerine özel bir kiliseleri var ve ibadetlerini toplu olarak bu kiliselerde yapıyorlar. Her Pazar ayininden sonra topluluktan bir üyenin evinde toplanıp birlikte yemek yiyorlar. Pazar ayini dışındaki tüm ibadetlerini de evlerinde yapıyorlar. Yaşamın her alanında da inançlarının emrettiği kurallara uymaya çalışıyorlar. Yazılı bir kuralları yok ama “Ordnung” adı verilen bir kurallar silsilesi var.
İnançlarına bu kadar sıkı sıkıya bağlı olmalarına karşın Amiş toplumu bağnazlıktan son derece uzak. Ne de olsa yeni dünyaya göç etmelerinin temel nedeni bağnazlığın geçmişte onlara yaşattığı acı. Öyle ki, 16 yaşına gelen çocuklarını dış dünyayı ve diğer yaşam tarzlarını tanımaları, neyin doğru neyin yanlış olduğunu kendilerinin belirlemesi ve özgür iradeleriyle bir sonuca ulaşmaları için tamamıyla serbest bırakıyorlar.
Her Amiş Kendi Yolunu Belirlemeli
Kullandıkları Pennsylvania Almancasında “dolaşmak” anlamına gelen “rumspringa” denilen bu dönemde gençler uyuşturucu, alkol, seks dahil istedikleri her şeyi serbestçe, sınırsızca deniyor ve yaşıyorlar. Sonra kendi tercihlerini yapıp isterlerse Amiş toplumuna geri dönüyorlar, isterlerse denedikleri bu yaşam tarzına uygun başka kentlere yerleşebiliyorlar. Geri dönenlerden ise, ki istatistikler gençlerin %93’ün geri dönmeyi tercih ettiklerini göstermektedir, Amiş toplumunun kurallarına uymaları bekleniyor.
Amiş toplumu, diğer Anabaptist topluluklar gibi, çoğu Hristiyan mezheplerin aksine doğar doğmaz vaftiz olayına karşı. Çünkü doğan her çocuğun masum olduğuna inanırlar. Kişi, yetişkin olduğunda ne zaman vaftiz olacağına kendisi karar verir. Ancak evlenmek isteyen her Amişin vaftiz olması zorunludur.
Günlük yaşam tarzları da oldukça sade sayılabilir. Örneğin kadınlar kesinlikle makyaj yapmıyor, mücevher takmıyor. Buna evlilik yüzükleri de dahil. Giydikleri uzun kollu ve tek parça etekler gösterişten uzak ve tek renk. Evlenene kadar başlarını siyah bir örtü ile kapatan kadınlar evlendikten sonra beyaz başörtüsü takmaya başlıyorlar. Erkekler de keza aynı şekilde sade giyiniyorlar: Sade renkli bir gömlek, yakasız bir pardösü ve bunları tamamlayan bir şapka. Evlendikten sonra ise sakal kesmeyi bırakırlar.
Amiş Toplumunda Evlilik
Evlilikler de yine Amiş toplumunun kendi içinde yapılıyor. 18 yaşını dolduran kızlar ile 20 yaşını tamamlayan erkekler eşlerini kendileri belirliyor ve ailelerinden izin alarak evleniyor. Yalnız burada da Ordnung kurallarına uymaları gerekiyor. Şöyle ki; bir Amiş ancak başka kendi cemaatinden ya da başka bir cemaat üyesi Amişle evlenebilir. Yabancı biriyle evlenmek kesinlikle yasak. Ayrıca ilk kuzenlerin evlilikleri de yasaktır, ikinci kuzen evlilikleri de sıcak karşılanmaz.
Evlenmeye karar veren Amiş gençleri rahibe veya rahip yardımcısına giderek o zamana kadar zina yapmadıklarını ve evliklerinin Ordnung kurallarına uygun olduğunu belirtirler. Eğer gençler evlilik öncesi seks yapmışlarsa ve bu durumu itiraf etme cesaretini gösterebilirlerse bazı değişiklikler olur. Gençler önce altı haftalık bir ceza ile önce günahlarının kefaretini öderler. Ve gelinin, normalde düğün sırasında giymesi gereken beyaz önlük ve göğüslüğü giymesine izin verilmez. Bir kadının düğünü sırasında giydiği beyaz önlük ve göğüslük öldüğünde de üzerinde olur. Dolayısıyla bir genç kız düğün gününde giydiği beyaz önlük ve göğüslüğün aynı zamanda kefeni olduğunu bilir. Bir tarım toplumu olmalarından dolayı da evliliklerin neredeyse tamamına yakını hasat mevsiminin sonunda yani sonbahar ya da kış aylarında gerçekleşir. Ve evlilikler ya Salı ya da Perşembe günü gerçekleşir.
Boşanma ya da doğum kontrol konusu da tıpkı Katoliklikte olduğu gibidir. Hiçbir gerekçe boşanma için yeterli bir neden değildir. Evlilikle başlayan bir birliktelik, ancak ölüm nedeniyle sona erebilir.
Amiş toplumunun temel geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Makineleşmeye geçmedikleri ve dolayısıyla daha yüksek maliyetli olduğu için ürettikleri tarımsal ve hayvanlar ürünler diğer üreticilerin ürünlerine göre daha pahalı. Fakat daha pahalı olmalarına karşın neredeyse yok satıyor. Çünkü teknolojinin neredeyse tüm nimetlerini reddeden Amişlerin ürettiklerinin gerçekten organik ve doğal ürünler olduğunu bütün tüketiciler biliyor ve özellikle tercih ediyorlar. Kriz dönemlerinde bile fiyatları yüksek olmasına rağmen Amiş ürünlerine yönelik talepte bir azalma olmaması tüketicilerin onlara duyduğu güvenin en bariz göstergesi. Amişlerin bir diğer bir geçim kaynağı ise marangozluk. Tamamen el emeği olan bu ürünler toptancılar tarafından anında kapışılıp piyasaya sunuluyor. Çünkü bir malı değerinden fazla paraya satmanın günah olduğuna inanan Amişler ürettiklerini maliyetinden çok az bir farkla veriyorlar.
Amişleri ABD’deki diğer topluluklardan farklı kılan bir diğer özellik de, ABD gibi vergi sisteminin son derece sıkı olduğu bir ülkede devlete tek kuruş vergi vermiyor olmaları. Gerçi hükümet birkaç kez vergi alma girişiminde bulunmuş ama kamuoyu baskısı nedeniyle geri adım atmak zorunda kalmış. Vergi vermedikleri gibi herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna da bağlı değiller. Onlara göre en iyi sosyal güvenlik yöntemi, kendi toplumlarının kurmuş olduğu sosyal güvenlik sistemi ve aile kurumudur. Örneğin bir Amiş’in eve gereksinimi varsa hep birlikte karşılıksız imece usulü ona ev inşa ediyorlar. Genelde doktora gitmeyip doğal yöntemlerle tedavi oluyorlar ama gitmek zorunda kalanların tüm masraflarını da yine topluluk karşılıyor. Askere gitmedikleri gibi Amiş toplumu genelde sorunlarını kendi içlerinde hallediyor ve hiç bir suçu polise bildirmiyor.
Amişlerin toplumsal dayanışma anlayışını gösteren en güzel örneklerden biri belki de Amish Grace (Amiş Merhameti) adlı filme ve kitaba da konu olan yaşanmış katliamdır. Bu olayda Amiş toplumu dışından bir kişi, bilinmeyen bir nedenden bir Amiş okulunu basarak 5 küçük kız çocuğunu öldürür ve ardından intihar eder. Katliamın ardından bir araya gelen mağdur Amiş anneleri katliamı gerçekleştiren kişinin evini ziyaret ederek ailenin acısını paylaştıklarını ve yaşananların “sorunlarını çözmekte aciz kalmış bir Tanrı evladının talihsiz bir eylemi” olduğunu söylerler. Ayrıca katliamı gerçekleştiren kişinin ardında yetim bıraktığı çocukları için de bir yardım kampanyası başlatırlar.
Amişler belki de bu yüzden, bireysel kapitalizmin ve yozlaşmanın en vahşisinin yaşandığı ABD’nin en sıradışı toplumudur. Onlar her ne kadar teknolojiden uzak durup modern dünya için ilkel sayılabilecek bir yaşam tarzı benimsemiş olsalar da, çoğu uygar toplumlara ders verecek bir ahlak anlayışları vardır.
http://www.serenti.org/ilkel-bir-toplumdan-uygarlik-dersi-amisle
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.07.29 15:25 griljedi GRRM - 2012 Söyleşileri

  1. Şu ana kadar yayımlanan kitaplara eklediğiniz ve okuyucunun bulmasını umduğunuz ama bulamadığı şeyler var mı? Yahut çok az kişinin gördüğü?
Hayranların şu ana kadar her şeyi öğrendiğini düşünüyorum. İnsanlar düşüncelerini internette, bloglarda yazıyor. En anlaşılmaz, ücra ipuçları bile kısa sürede bulunuyor ve dikkat çekiliyor.
  1. Valyria’yı görecek miyiz?
Kıyamet öncesi mi şimdiki halini mi? Belki.
  1. Cevaplanmamış ama Kış Rüzgarlarında cevaplanacak üç soru söyler misiniz?
Söyleyebilirim ama söylemeyeceğim.
  1. Bronn’un hikayesi bitti mi?
Bronn’un hala bir rolü var, kesinlikle geri dönecek.
  1. Başlangıçta onlara vereceğiniz yolu ertelediğiniz veya yoldan saptırdığınız bir karakter var mı? Varsa, kim?
Hayır, var diyemem. Bazı durumlarda kronolojiler başlangıçta istediğimden farklı ama tüm karakterlerin hikayeleri aynı devam devam ediyor.
  1. Demiradamlar kuzeye saldırmamış ve Kızıl Düğün gerçekleşmemiş olsaydı Kuzey ve Nehirtoprakları bağımsız kalmaya devam edebilir miydi?
Kuzey olabilir ama Nehirtoprakları daha sorunlu. Gerçek doğal sınırlar olmadan, nehirtoprakları her taraftan saldırılara karşı savunmasızdır, bu yüzden tarihleri kan ve kargaşa ile dolu.
  1. Hayranların bulduğu ama sizin o amaçla yazmaya niyetlenmediğiniz en büyük kırmızı ringa balığı (yem) nedir?
Bu söylemek olurdu ama hayranlar, ufacık bir şeyden bile kuram çıkarıyorlar. Zaman zaman bunları bana e-posta atıyorlar.
- Dothraki aslında bir dizi bozkır ve ova kültürünün bir karışımı olarak tasarlandı ... Moğollar ve Hunlar, kesinlikle, ama aynı zamanda Alans, Sioux, Cheyenne ve çeşitli diğer Amerikan kabilelerinin ... saf bir fantazi ile terbiyeli hali. Araplara veya Türklere - orijinal olarak bozkırların atlıları olması haricinde- herhangi bir benzerlik tesadüfidir (bu emmiye biri Hunların da Türk olduğunu söylesin. Neyse). Bununla birlikte, genel olarak, tarihten ilham alırken, ister bireylerden isterse tüm kültürlerden olsun, doğrudan bire bir nakillerden kaçınmaya çalışırım. Robert'ın VIII. Henry veya Edward IV olduğunu söylemek nasıl doğru değilse, Dothrakilerin de Moğol olduğunu söylemek doğru olmaz.
- GRRM; “Ejderhaların Dansı sonunda pek çok uçurum vardı, 6. kitapta bunları çok erken çözeceğim. Kitabı inşa ettiğim iki büyük savaşla açacağım; Buz Savaşı ve Meereen-Köle Körfezi Savaşı ve sonra oradan alıp devam edeceğim.”
- Ned ve Robb’un ölümü... Bu iki karakterin sonunu en başından beri biliyor muydunuz yoksa zaman içinde mi karar verdiniz?
Neredeyse en başından beri biliyordum. Hikayenin büyük vuruşlarını biliyorum; ana karakterlerden kim ölecek, kim yaşayacak... hepsini. Yazım sırasında keşfettiğim çok ayrıntı var, küçük karakterler gibi... Yani ana karakter altı arkadaşıyla bir savaşa girecekse altı arkadaşın hepsine de ne olacağını bilmiyorum, buna yazarken karar veriyorum ama büyük oyuncular, büyük hayatlar ve hayat değiştiren büyük olayları en başından beri planlı.
- Bir çok kişi Jon’u öldürdüğünüzü düşünüyor. Geçmişte Starklara çok kötü şeyler yaptınız ama içimden bir ses Jon hayatta kaldı diyor. Bu konuda yorum yapmak ister misiniz?
[Güler] Bu konuda yorum yapmayacağım.
- Jon, Lord Kumdandan olarak resimden etkili bir şekilde çıkmış olsa da - yaşıyor olsa bile, Sur’un o kış geldiğinde Ötekileri geri tutma şansını sevdiğimden emin değilim. Kış Rüzgarları'nda Sur’un güneyine doğru hareket ettiklerini göreceğimizi varsayabilir miyiz?
Çok fazla şey söylemek istemiyorum ama Kış Rüzgarlarında kesinlikle daha fazla Öteki göreceksiniz.
- Kargaların Ziyafeti ve Ejderhalarla Dansta bölüm başlıkları olarak Kraliçe'nin Eli veya Demir Talip gibi etiketleri kullanmaya başladın, daha önceki ciltlerde ise her zaman Jon veya Ned ya da Arya idi. Bu kimlik sorunlarını keşfetmenin bir yolu mu? Özellikle Arya ve Sansa ve Theon ile tüm kimlikleri değişiyor gibi görünüyor.
Evet, tam olarak amacım bu. Bu kitaplarda birçok kimlik saldırı altında.
- Ortaya çıkan bir diğer tema da – her yerde var ancak ancak Ejderhalarla Dansa son pov’da daha da netleşiyor - taht oyununda oyuncu olduklarını düşünen karakterlerin piyonlardan daha sık olması. Gerçek güç gölgelerdedir. Bu fikri en başından itibaren keşfetmek istediniz mi yoksa hikaye geliştikçe mi ortaya çıktı?
Hangi durumdan bahsettiğinize bağlı. Bu seriye 1991 yılında ilk başladığımda, ne olduğunu gerçekten bilmiyordum. A Game of Thrones'a geldiğimde, ana temaların ne olacağını biliyordum ve bu kesinlikle onlardan biri. Gücün doğası ve gücün kullanımı ve insanların iktidara gelmesi için neler yaptıklarını - ele aldığım en önemli şeylerden bazıları.
Varys’ın 2. kitapta sorduğu kral, rahip, savaşçı bilmecesi buna hitap ediyor. Kim kime itaat ediyor? Asıl güç kimde? Asıl soru bu.
- GRRM, Tyrion karakterini, 1981 yılında Lisa Tuttle ile yazdığı Windhaven isimli kitaptaki bir cümleden ilham aldı; “Bir cüce var, gördüğüm en çirkin adam ama ayrıca en zekisi.”
- GE: Tyrion ve Daenerys, serinin en ünlü iki karakteri...
En popüler iki karakterden biri, ancak bence evrensel olarak en popüler olan ikisi Jon Snow ve Arya. Her karakterin hayranları ve büyük bir iltifat olarak aldığım aleyhte sözler var. Gerçek insanlar hakkında böyle hissederiz; bir kişi onları sever, başka bir kişi onlar tarafından tahrik olur ve başka bir kişi onların sahte olduğunu düşünür. Kurgusal bir karakter yaratıyorsanız ve herkes karakteri seviyorsa veya karakterden nefret ediyorsa, muhtemelen bir karton parçası yaratmış olursunuz.
- GRRM, Kargaların Ziyafeti’nde Brienne’nin asılırken yaptığı seçimin “kılıç” olduğunu doğruladı ve bunu küçük Payne’i kurtarmak için yaptığını da... Yani Podric Payne, hala hayatta.
- Karakterleriniz arasında bir seyahat arkadaşı seçmeniz gerekse kimi seçerdiniz?
Hedefe ve ne yapmak istediğime göre değişir. Eğer sadece gezi, manzara, farklı yerleri görmekle ilgiliyse Tyrion’u yanıma alırdım; asit yorumları (iğneliyici demek istiyor sanırım, söyleşi ispanyolcaydı, ben de otomatik sayfa çevirici kullandım) belli zamanlarda çok iyi olurdu. Daha romantik bir kaçış olacaksa da Daenerys’i alırdım çünkü eğlenceli olmasının yanı sıra çok güzel bir kadın.
- Kim daha seksi? Hayalinizdeki Daenerys mi yoksa Emillia mı?
Gerçek şu ki Emillia çok seksi ama farklılar. Benim için seçmesi zor çünkü ikisini de çok seksi görüyorum. Emillia düşündüğüm karakterin daha yaşlı bir hali. Kitaptaki Dany, cinsellik dünyasına girmiş bir genç kız ile küçük bir kız olma arasında değişiyor. Bazen bir kraliçecilik oynayan bir kız gibi davranırken, bazen de her açıdan tamamen işlevsel bir yetişkin gibi davranır. 23 yaşındaki Emillia 17 yaşında olması gereken (aslında 16) bir karakteri canlandırıyor.
- Westeros’ta ailelerin çok fazla çocuğu var, onları rahatça öldürebilmek için mi? Karakterleri öldürmeyi seviyor musunuz?
Bunu sevmiyorum ama bazen bunu komplo ihtiyaçlarıyla yapmak zorunda kalıyorum. Buna ek olarak ilham aldığım dönem Orta Çağ; o dönemlerde ailelerin şimdikilerden daha fazla çocukları olurdu çünkü kadınlar da çocuklar da sık sık doğumda ölürdü hatta çocuklarınızın ileride fazla yaşamayabileceğinizi bilirisiniz; kimisi erken yaşta kimisi biraz daha ileri yaşta ölürdü. Bu yüzden o dönemlerde çok çocuk olurdu. Ben de, her ne kadar bu bir fantezi de olsa, işime bunu yansıtmaya çalışıyorum, o dönemin şartlarına sadık kalmaya çabalıyorum.
- Yedinci kitabın ismi Kurtların Zamanıydı, bunu neden değiştidiniz?
Bu geçici bir başlıktı; bir isim seçmem istendi ve benim de aklıma ilk Kurtların Çağı ya da Kurtların Zamanı geldi ama hiçbir zaman sevmedim. Bir Bahar Rüyası daha iyi bir başlık.
- Ormanın Çocukları ile Ötekiler arasında göründüğünden daha yakın bir ilişki var mı?
Olabilir, olabilir. Hikaye devam ettikçe gelişecek bir konu, bu yüzden şu an bir şey söylemem (kendi de bilmiyor :D ).
- Jon Arryn’nın ölümünün LF ve Lysa eliyle olduğunu öğrendik, peki Sör Hugh’un ölüm emrini kim verdi? Cersei mi? LF mi?
İkisi de olabilir, kararınıza göre... Ancak bu, sadece bir Gregor olayı olabilir de. O cani ve acımasız biri, birini öldürmek için gerçek bir nedene ihtiyacı yok.
- Doran ve Mellario’un tartışma sebebi çocuklarını uzaklaştırma meselesi yüzünden ise Mellario neden Dorne’u terk etti? (Herkesin merak ettiği bir soru.)
İyi bir evlilik değildi. Yeni ve egzotik bir şeyin cazibesi nedeniyle evlendiler. Bazen cazibe en az beklediğiniz zaman olur. Uzak bir ülkenin prensi idi ve o da hayat dolu, çok çekici, çok farklı bir kültürden gelen bir kadın gibi görünüyordu. Dorne'a geldiğinde, Norvos'tan farklı olan, özellikle de çocukların başkalarına himaye edilmesiyle ilgili geleneklerin olduğunu görür. Bu ne siyasi bir evlilik, ne de büyülü bir evlilikti, sadece insan doğasının bir örneğiydi. Bazen ilişkiler iyi bir temel üzerinde başlar: tanışırsınız, büyük bir cinsel cazibe vardır, bir ilişki kurarsınız, evlenirsiniz ... ve sonra dört veya beş yıl içinde gerçekten ortak bir şeyinizin olmadığını fark edersiniz. Bir hata yaptınız ve yedi krallıktaki gibi boşanmanın yaygın olmadığı bir toplumda kolay çözümü olmayan bir durumdasınız... Bu sadece başarısız olan politik bir evlilik örneği değil, ayrıca aşk evliliklerinin bile başarısız olabileceğinin bir örneğidir.
Bazen Yedi Krallık'taki politik evlilikleri iyi gelir ve aşk için olan evlilikler iyi olmaz. Bazen bir çift birbirini sever ve sonra bir noktada sevmezler. Şehvetten gülüşmeler başka bir şeyden de gelişmeyen evlilikler vardır. İşlerin iyi gideceğine dair bir garanti yoktur ve bunun sonucu, hayal kırıklıklarının gelişmesi ve her insanın kendi yolunda gitmesi için yabancılaşmanızdır. Bu konuda Mellario'dan bir miktar acı var çünkü Dorne Prensi olarak Doran çocuklarıyla birlikte kalabildi ve Mellario, onları terk etmek zorunda kaldı (anladığım kadarıyla Doran, kadının çocukları alıp gitmesine izin vermemiş).
- Kitaplarda, krakenleri derinlerden uyandırabilecek bir boru hakkında hikaye var. Hiç kraken görecek miyiz?
Mümkün soruya şaşırmış görünür
- Ölü ulukurt ve yavrular hakkında... Bunlar eski ilahlardan bir hediye mi yoksa Bloodraven’dan mı? Bazıları ölü kurdun boğazına takılan geyik boynuzunu bir fs olarak görüp Stark-Baratheon çatışmasına işaret kabul ediyor.
Dostum, bu okuyucuların anlaması gereken bir şey. Eğer orada dikkatlice ince bir şekilde çalıştığım bir sembolse, bunun nedeni insanları düşündürmek için fikir verici olmaya çalışıyorum. Eğer görürseniz ve merak etmeye başlarsanız, bu bilerek yapılmıştır. Ama "Bu bir sembol! Bu bir sembol!" diye bağırmayacağım. Her okuyucu kendi okumalı ve sembollerin ne olduğuna ve ne anlama geldiğine kendileri karar vermelidir. Bu, karmaşık bir sanat eserinde yaptığınız işin bir parçasıdır, kasıtlı olarak yapılandırılmış ve nispeten belirsiz olan bir şey, böylece her okuyucu kendi sonuçlarını çıkarabilir.
- Jaqen, Kızıl Tanrı'ya ve başka yerlerde ateş tanrısına atıfta bulunur. R'hllor'dan mı bahsediyor? Arya'nın Yüzsüz Adamlar tarafından eğitildiğini gördüğümüzde, R'hllor onlar için özellikle önemli görünmüyor.
George bir an düşünür Eh, Jaqen’ın onu ne zaman andığına dikkat et; yakın zamanda neredeyse yanıyordu.
- İsyan sırasında neden Davos, Stannis’e yardım etti?
George güler Çünkü soğanı vardı! Ve kendi kendine şöyle düşündü: "Bunları en iyi fiyata nereden satabilirim? Onları King's Landing'e götürürsem bana soğan bedelini ödeyecekler ama onları açlık çeken insanlara götürürsem kesinlikle daha iyi ödeyecekler. "
- Varys ve Illyrio, Prens Doran ve Sör Willem Darry'nin yapmış olduğu nişan sözleşmesinin farkında mıydı? Ve neden Darry veya birisi Viserys'e ölümünden önce bu anlaşmayı söylemedi?
İlk soruya: hayır. İkincisi ise, Viserys karar verildiğinde olgunlaşmamış bir çocuktu ve bu bilgiye hazır değildi.
- Arthur Dayne, asil ve cesur bir şövalye olarak tanıtıldı. Jaime bile dehşete düşerken o nasıl Aerys’in acımasızlıklarını destekleyebildi?
Okumaya devam edin.
- İlk Daenerys, Daemon Blackfyre ve Dorne prensi arasındaki ilişkide neler olduğunu anlatır mısınız?
Daemon ve Daenerys'in aşık olmasına rağmen, kardeşi kral Daeron, sevgi meselelerinden daha çok devlet meseleleriyle ilgiliydi. Dorne ile uzun yıllar mücadele etmiş ve Yedi Krallığa taciz etmelerini engelleyemedikleri gibi onları Yedi Krallığa katamamıştı. Şiddetin başarısız olduğu yerde, belki de evliliğin düşmanlığa son verebileceğini fark etti ve böylece kız kardeşini Dorne prensi ile ittifak kurmak için kullandı. Bu politik bir evlilik, saf ve basit, Dorne ve Yedi Krallık arasında birliği garanti etmek için uygun bir evlilik. Ayrıca, kız kardeşini ki kendisiyle birkaç çatışması olmuş ve bir çok insanın tahtın gerçek sahibi olarak gördüğü piç erkek kardeşi yerine, Dorne prensine vermeyi tercih etti. Bu da Daemon’u ilk Blackfyre Taliplisi olmasına iten bardağı taşıran son damlaydı.
- Ejderhalarla Dansta, Brandon Stark’ın da Robert gibi kadınlara olan ilgisi hakkında daha fazla şey öğreniyoruz. Brandon'ın da piçleri var mıydı?
Brandon'ın çocuk sahibi olmadan önce öldüğünü söylemek abartı olurdu. Kitaplarda bakire olmadığı tespit edilmiştir. Ziyaret ettiği çeşitli yerlerde küçük snowlar bırakmış olabilir ama kesinlikle açık olan, meşru çocukları olmadığıdır.
- Meereen Düğümünün nasıl vuku bulduğunu artık biliyoruz. Asıl sorun neydi? Örneğin, Dany'nin çeşitli karakterlerle tanışma sırası mıydı, yoksa ejderhaları kim, ne zaman ve nasıl almaya çalışacağı mıydı?
Şimdi bir şeyler açıklayabilirim. Pek çok, birçok faktörün bir birleşimiydi: Xaro'dan Dany gemilerini vermek için teklifle başlayalım, reddedilmesi daha sonra Qarth'ın savaş ilanına yol açacaktır. Sonra şehri sakinleştirmek için Daenerys'in evliliği var. Sonra Yunkai ordusunun Meereen kapılarına gelişi var, çeşitli insanların yoluna çıkma sırası var (Tyrion, Quentyn, Victarion, Aegon, Marwyn, vb.) Ve sonra Daario var, bu tehlikeli kiralık kılıç ve Dany'nin onu gerçekten isteyip istemediğine dair bir soru var; salgın var, Drogon'un Meereen'e dönüşü var ...
Bütün bunlar havaya fırlattığım toplardı ve hepsi bağlantılı ve kronolojik olarak iç içe geçmişti. Drogon'un şehre dönüşü, farklı zamanlarda olduğunu keşfettiğim bir şeydi. Örneğin, Quentyn'in Meereen'e gelişinin üç farklı versiyonunu yazdım: biri Dany'nin evliliğinden çok önce geldi, biri daha sonra geldi ve diğeri evlilikten sadece bir gün önce geldi romanda olan da bu Ve bu farklı varış noktalarının diğer karakterlerin hikayelerini nasıl etkilediğini karşılaştırmak ve görmek için üç versiyonu da yazmak zorunda kaldım. Henüz gelmemiş bir karakterin hikayesi de dahil (Sonra da GRRM neden kitapları bitiremiyor, diyoruz :P ).
- Melisandre neden Stannis'i aradı? Onu alevlerinde gördü ve kendi başına aramaya mı karar verdi yoksa kırmızı rahipler adına bir göreve mi başladı? Rahipler tarafından gönderilen Moqorro ile karşılaştırdığınızda, sanki ikincisi gibi görünmüyor.
Haklısın, Melisandre kendi karar verdi, onun kendi gündemi var.
- Ejderha Kayası temelde volkanik bir ada ve bu nedenle, mağaralarına ne kadar derine girerseniz, o kadar sıcak olur ... ama derinliklerinde bu ısıya neden olan eski Valyri büyüsü olabilir mi?
Ejderha Kayası kalesinin nasıl inşa edildiğine ve bazı yapılarında taşın bir şekilde sihirle nasıl şekillendiğine bakarsanız ... evet, hala Valyria büyüsünün mevcut olduğunu söylemek mümkündür( Targların buradaki büyü yüzünden hastalanmadığı, ayrıldıkları için hastalanmaya başladıkları kuramım daha bir güçlendi :) ).
- Neredeyse her zaman birbirleriyle müttefik olmak isteyen aileler arasında evlilikler görüyoruz. Bu bağlam göz önüne alındığında, Tywin Lannister'in evliliğinin ilk kuzenle olması tuhaf görünüyordu ve hatta Tywin'in ne kadar pragmatik ve hırslı olduğunu düşündüğünüzde daha da tuhaf görünüyordu. Yoksa gerçekten bir aşk evliliği miydi?
Aşk olabilir ama ailenin kanını güçlendirmek için başka bir açık sebep var. Targaryenlar bu politikanın en uç örneğidir: sadece kanın saflığını korumak için aile içinde evlenirler ve böylece taht veya ailenin yönetimi için birkaç aday bulundurma probleminden kaçınırsınız. Beş erkek kardeşiniz varsa ve her birinin birkaç çocuğu varsa iki veya üç nesilden sonra kendinizi otuz potansiyel mirasçı ile bulabilirsiniz: Lannister veya Frey adında otuz kişi olabilir ve bu da çatışma üretir çünkü hepsi taht için kalıtsal kavgalara katılacaklar. Güller Savaşı'nın kaynağı budur; Taht için fazla aday, hepsi Edward III'ün torunları. Beş oğlunuz varsa ve bu tür bir problemden kaçınmak istiyorsanız, belki de en büyük oğlunun ilk doğan kızını üçüncü oğlunun çocuğuyla evlenmek o kadar da kötü bir fikir değildir; kavgalardan kaçınırsınız ve kan birleşik kalır, belki de Tywin'in evliliğinin amacı buydu. Belki Lord Tytos'un fikriydi hatta Tywin'in büyükbabasının fikri bile, evlilik ittifakının tam olarak hangi saatte yapıldığına göre...ancak notlarımı kontrol etmem gerekir çünkü hatırlayamıyorum.
- Valyria’yı görme şansımız var mı?
Belki ama kesin değil. Asıl soru geçmişteki mi yoksa şimdiki mi? (yukarıda vardı bu soru, evet. Kasıtlı tekrar ekledim çünkü adamın kafasındakini çözmeye çalışıyorum ama daha çözemedim. :D)
- Jaime, Diyar’ın tarihindeki en iyi kılıç ustalarından biri. Ned harika bir kılıç ustası denemez, daha çok yetkin bir kılıç ustası demek daha doğru olur, onun yeteneği başka yerde yatıyor. O daha çok iyi bir komutandır(ağabeyi iyi bir kılıç ustası).
(Bundan sonra yine bir İspanyolca çevirisi var ve yine oto sayfa çevirisi kullandım. Malum bu dili bilmediğim için olduğu kadar; çoğu genelde iyi çeviri görünüyor ama kelimelerde anlamsız kaçan noktalar vs. olabilir. Çok karmaşık, devrik olan; çeviriden emin olmadıklarımı çıkartıyorum yazıdan çünkü tamamen yanlış bir bilgi de verilmiş olunabilir, emin olamam.)
- İlk kitaplardan herhangi bir şey değiştirmek ister misiniz?
Ahm ... Bekle ... Neyi değiştirmek isterdim? Tyrion Lannister'ın ilk tanıtıldığı sahneyi değiştirmek isteyebilirim;Tyrion'un bir kapının tepesinden atladığı sahne; bu mümkün değil. O zamana kadar, böyle durumu olan insanlar hakkında çok az referansım vardı ve daha sonra fiziksel zorlukları hakkında daha geniş detaylar öğrendim. Yani bu değiştireceğim şeylerden biri.
- Dördüncü kitaptan, 'Peygamber' veya 'Kraken'in Kızı' gibi takma adlarla bazı bölümleri açığa çıkardınız. Bunu neden yapıyorsun?
Eh ... [Gizemli bir gülümsemeyle uzun zamandır düşünüyor] Bence en iyi bilim kurgu ve fantezi yazarlarından Gene Wolfe'yi tanıyor musunuz bilmiyorum.Eserleri bulmaca ve gizemlerle dolu ve söylediklerine çok dikkat etmeniz gerekiyor.Bir gün ona sorduğumu hatırlıyorum: “Bunu neden kullanıyorsun? Bunun ötesinde daha derin bir neden var mı? ”Ve başlangıçta hiçbir şey söylemedi. Sadece ironik bir şekilde gülümsedi ve bana dedi ki: “Bunun ne anlama geldiğini düşünüyorsun?” Ve ona teorilerimi söyledim.Sonra şöyle cevap verdi: “İlginç…” [Gülüyor].Benden kurtulmak istediğin tek şey bu, ama bunun bir kaza olmadığını söylemeliyim [Gülüyor].
- 2012 yılında 400 sayfasını yazmış kitabın ama ancak 200 tanesi tam manası ile bitmiş (son gözden geçirmelerle yani). Bu durumda şimdi sona gelmiştir inşallah. :)
- Kitabın sonunda herkesi memnun etmeyeceğini biliyorsun, değil mi?
Tabii ki bazı hayranlarımı hayal kırıklığına uğratacağım çünkü nihayet tahta çıkacaklar hakkında teoriler yapıyorlar: kim yaşayacak, kim ölecek… ve hatta romantik eşleşmeleri hayal ediyorlar ama bu fenomeni Rick Nelson'ın sözlerini tekrarlayarak yaşadım: “Kimseyi memnun edemezsin, bu yüzden kendini memnun etmelisin”. Bu yüzden son iki kitabı yapabildiğim kadar iyi yazacağım ve okurlarımın büyük çoğunluğunun bundan memnun olacağını düşünüyorum. Herkesi memnun etmeye çalışmak korkunç bir hatadır; Ben okuyucularınızı kızdırmanız gerektiğini söylemiyorum ama sanat bir demokrasi değildir ve asla bir demokrasi olmamalıdır. Bu benim hikayem ve rahatsız olan insanlar dışarı çıkmalı ve kendi hikayelerini yazmalı; okumak istedikleri hikayeleri.
- Hayran forumlarından uzak durmaya çalıştığını çünkü insanların olanları tahmin ettiğinde hikayeyi değiştirme güdüsü devreye giriyor ama onca ipucunu verdikten sonra bunu yapmanın doğru olmayacağını ve bunun hikayeyi de mahvedeceğini bildiğinden bakmamak en iyi seçenek. “Kitabı o kadar ipucuyla doldurduktan sonra değiştirmek beni yalancı yapar, ben yalancı değilim” diyor(Ama karısı giriyormuş forumlara :P ).
- Sen kötü bir yazarsın çünkü birçok ana karakteri öldürüyorsun. Bununla nasıl başa çıkıyorsunuz?
Şey… Okuyucularımın okuduklarına duygusal olarak katılmalarını istiyorum. Uzaktan okumayı sevmiyorum ve onların gerçekten dahil olmalarını istiyorum ve eğer korkunç şeyler olacaksa; Korkmalarını istiyorum. Bunu yapmanın ötesinde herkesin ölebileceğini belirtmek istiyorum. Benimki, kahramanın güvende olduğunu bildiğiniz, diğerleri gibi tahmin edilebilir bir kitap değil. Kahramanın ne kadar sorun yaşarsa yaşasın, karşılaştığı ihtimaller; o gelecek, çünkü o ... o John Carter, o kahraman. Gerçek hayatta böyle değil ve kitaplarımda gerçekçi olmak istiyorum, bu yüzden kimse kitaplarda güvende değil. Bir yazar olarak amacım her zaman güçlü bir kurgu hikayesi yaratmaktı. Okuyucularımın kitaplarımı ve rahat bir koltukta otururken geçirdikleri harika zamanı hatırlamalarını istiyorum.
- Ama Buz ve Ateşin Şarkısı'nın kahramanı kim ?
Bilmiyorum. Herkes kendi hikayesinin kahramanı ... ve bir düzineden fazla bakış açısı karakterim var ve hepsi kahraman …
- Kitaplarınızın bir başka ilginç yanı da bize Kızıl Tanrının alevleri, Yüce Yürek Hayaleti'nin sözleri veya Ölümsüz Evi'nin vizyonları aracılığıyla birçok ipucu vermenizdir…
-Güler- Onlar spoiler mı? Onların ne demek istediğini anlamak için çok dikkatli bir şekilde bakmanız gerekir. Hepsi de göründüğü gibi değil. Kehanetler beklemediğin şekillerde gerçeğe dönüşürler.”
- Elbette bize yardım etmek için verdiğiniz tüm kehanetlere rağmen hikaye çok öngörülemez …
Kehanetler, kabzasız kılıca benzer, çok dikkatli tutmak gerekir.” diyor ve kehanet işinin kitaba ilginçlik katacağına ama çok belirgin bir mana ile yahut çok kolay anlaşılır şekilde bunu yapmak istemeyeceğinden bahsediyor. Kehanet için Güller Savaşında yaşamış bir lordu örnek veriyor. Beyaz Kule’nin altında öleceğine dair bir kehanet duymuş ve ondan sonra o kuleye bir daha yaklaşmamış; savaşta öldürülüyor ve öldüğü yer de o kulenin resminin olduğu yerdir. “Kehanetler beklemediğin şekillerde gerçeğe dönüşürler.” diye bitiriyor. “Kehanetler beklenmedik şekillerde gerçekleşir. Onlardan ne kadar kaçınmaya çalışırsanız, onları o kadar çok gerçeğe dönüştürürsünüz ve ben bununla biraz eğlenirim.”
- Yani her zaman beklentilerimizi hayal kırıklığına uğratmak istiyorsun, değil mi?
Evet, her zaman niyetim buydu: okuyucunun beklentileri ile oynamak. Bir yazar olmadan önce çok iddialı bir okuyucuydum ve hala öyleyim ve çok öngörülebilir grafikleri olan çok sayıda kitap okudum. Bir okuyucu olarak aradığım şey beni memnun eden ve şaşırtan bir kitap. Ne olacağını bilmek istemiyorum. Benim için hikaye anlatımının özü bu ve bu nedenle okuyucularımın artan ateşle sayfaları çevirmelerini istiyorum: sonra ne olacağını bilmek. Çoğunlukla fantezi türünde, kahramana sahip olduğunuz ve o seçilmiş olan birçok beklentisi var ve her zaman onun kaderi tarafından korunuyor. Kitaplarım için istemedim.
- Serinin ismi neden Buz ve Ateşin Şarkısı? Sur ve ejderhalar ve ötesi için mi?
Bu bariz bir şey ama evet, bundan fazlası var. İnsanlar Robert F.’in şiirinden etkilendiğimi söylüyor, doğru. Ateş aşk, tutku, cinsel şevk ve diğer şeylerdir. Buz ihanet, intikam ve buz… biliyorsun, insaniyetsiz bir soğukluk ve kitaptaki diğer şeyler.
- Bana biraz kadın karakterleri hakkında konuş, çünkü onlar çok çeşitli ... Lady Catelyn, Kraliçe Cersei, Asha Greyjoy, Melisandre, Tarth Brienne ...
Şey ... Farklı olmalılar çünkü farklı yaşam deneyimleri olan farklı kadınlar. Tüm kadınların aynı olduğuna inanmıyorum, erkeklerin hepsi aynı değil. Bence “tüm kadınlar… boş olanı dolduruyor” gibi yaptığınız herhangi bir ifade yanlıştır. Bu tür genellemeler sizi her zaman sıkıntıya sokar, bu yüzden kadın karakterlerimi Westeros'un Yedi Krallığı gibi cinsiyetçi ve ataerkil bir toplumda bile büyük çeşitlilikte sunmak istedim. Kadınlar farklı roller ve farklı kişilikler bulabilirler, bu yüzden farklı yeteneklere sahip kadınlar bir toplumda kim olduklarına göre çalışmak için yollar bulabilirler.
- GRRM savaş karşıtı biri ama “mutlak pasifist” biri kesinlikle değil.
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.07.28 03:33 karanotlar Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 10

Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 10
https://preview.redd.it/o4ulfrp63id51.jpg?width=750&format=pjpg&auto=webp&s=cd5a993c71e87be745898fbbf5093e26c1f0101c

Marksizm 5.2

Yeri gelmişken, güçlü üretici ve tüketici hareketlerinin muazzam bileşimi ile bastırılmaları halinde devlet ve kapitalizmin ne yapacağı ve ne yapmak zorunda kalacağına dair öngörü, “Şimdi ne yapabiliriz? Devlet bunu yasaklayacaktır!” şeklindeki bildik kalıp ile işçilere bir uyarı olarak anlaşılmamalıdır. Bu tür bir uyarı bizim yolumuz ve bizim görevimiz değildir. Yine de diğerlerinin kendi rollerine göre hareket edeceğini varsayıyoruz; bu beklenir bir şeydir ve bize sıkıntı vermemelidir. Bu bakımdan her kim kapitalistlerin işçilerden çok daha az kazandığını ve işçilere çok daha fazla ödeme yaptığını görmeyi kendine görev addetmişse bizden şunu öğrenmiştir: başarılı bir sendika mücadelesiyle birleşmiş güçlü bir tüketici-örgütü uygun olan silahtır. Zira neredeyse hiç kimse bunun alternatifine, hükümet tarafından ücretin ve fiyatın sabitlenmesine, çok fazla umut bağlamayacaktır. Tıpkı gelir vergisi yoluyla kapitalistin fazla gelirine, bu fazlalığı örneğin işçi birlikleri aracılığıyla proletaryaya yönlendirmek için ilgili el koyma girişimine çok az umut bağlayacakları gibi. Bu da zar zor devrimci bir yöntemdir, kifayetsiz ve amatörcedir ve buna sadece geçiş aşamasında geçici olarak başvurulabilir. Benzer vasıtalar, Fransız devrimci hükümeti idaresi altında başarısız bir şekilde zaman zaman denenmiştir ve 1848’den hemen sonra Fransa’da Girardin tarafından da tavsiye edilmiştir. Lasalle’ın siyasal eylemi ve programı da bu yönde ilerlemiştir.
Bu bakımdan devrim ve sosyalizm, mücadele ve inşa bileşimi ile toplumu durma noktasına getirme amaçlı bu özel girişime karşı uyarıda bulunmuyoruz. Sadece bu noktadan şu anda çok uzak olduğumuzu ve tüketici kooperatiflerinin, bugün var oldukları gibi – gerçi bunların sosyalizmin sadece acınası başlangıcı olup olmadığını bilmeden – ciddi bir biçimde kapitalizmin fiyatlarını çökertmek ya da müşterilerini ellerinden almak için en az uygun olan vasıtanın bunlar olmadığını söylemeliyiz. Dolayısıyla sosyalizme çağrı yapanların ana görevi budur. Sosyalizm, eğer gelecekse, yalnızca tüketimle başlamalıdır ve başlayabilir.
Bu aşağıda açıklanacaktır. Buradaki görev, kapitalist üretim alanındaki tüm faaliyetlerin ve tüm tek taraflı mücadelelerin ve dolayısıyla üreticilerin tüm faaliyetlerinin kapitalizm tarihinin bir parçası olduğunu, başka da bir şey olmadığını göstermekti.
Kapitalizmin idaresi altında işçi, ihtiyacı dışında gelirini belirleyecek başka her hangi bir ilkeye sahip olmayı kaldıramaz. Lakin kendisinin ve ailesinin var olması için sadece yeteri kadar kazanmak hayati bir zorunluluk değildir; sağlığını, uykusunu ve dinlencesini uzun çalışma saatleri ile harap etmemek de böyledir.
Fakat üreticilerin sendika faaliyetini, işçilerin ekonomik olarak kendi kendilerine-yardımlarını ve yasal düzenlemeler için devlete uyguladıkları baskıyı tarif edip eleştirdiğimiz için bu örgütlerin ve mücadelelerinin iki önemli görevi daha kısaca ele alınmalıdır. Sendikaların ana görevleri halen daha çalışma saatlerinin kısaltılmasını ve ücret yapısındaki değişimi kapsamaktadır. Ki bunlar, yani götürü işin ikamesi ve günlük ödemeli sözleşmeli iş, birbiri ile yakından ilişkilidir. Götürü iş ve sözleşmeli iş elde edilen ürünün niteliğine ve niceliğine göre iş için yapılan ödemedir. Adil bir takas sisteminin emek için her zaman bu tür bir ödemeye geri döneceği söylenmelidir fakat insana karşı adil olmayan, insanın asli ihtiyaçlarını ihmal eden bir toplumda eşya odaklı adalet ile insanlara karşı adaletsizliğin şiddetlenmesinden daha kötü neredeyse hiçbir şey olamaz. Kapitalizmin idaresi altında işçi, ihtiyacı dışında gelirini belirleyecek başka her hangi bir ilkeye sahip olmayı kaldıramaz. Lakin kendisinin ve ailesinin var olması için sadece yeteri kadar kazanmak hayati bir zorunluluk değildir; sağlığını, uykusunu ve dinlencesini uzun çalışma saatleri ile harap etmemek de böyledir. Çalışma saatlerini kısaltma mücadelesi götürü işe ve sözleşmeli işe karşı çıkmak için işçiye yeni bir sebep de verir. Kısaltılmış saatler gelirini düşürmemeli ve kendisini çalışma yoğunluğunda ölçüsüz bir artışa zorlamamalıdır. Buna göre bazı mesleklerde örneğin inşaat sektöründe günlük değil saatlik ücret ödenmesi belirsiz bir değer taşır. Bu da işçileri daha az çalışma saati için verdikleri her savaşta aynı zamanda daha yüksek saat ücreti için de çarpışmaya zorlar ve genellikle böyle bir çekişme sonunda bir taviz ortaya çıkar: işçiler bir hedeflerini kazanırken diğerinden vazgeçmek zorunda kalırlar. Böylelikle mesela iş sürelerini kısaltırlar fakat aynı zamanda kendi gerçek gelirlerini azaltırlar. Buna göre kapitalist sistem altındaki her yerde işçiler sadece götürü işe ve sözleşmeli işe karşı değil saatlik ücrete de karşı çıkmak zorundadır. Günlük ücret kapitalist işçinin talebi olmalıdır. Bu durum kültür ve ahlak bozulmasının sesini duyan herkese şunu açıklar: yaşam pazarına giren ve mal takas eden işçi özgür bir adam olmayıp, iaşesi efendisi tarafından bahşedilmesi ve toplum tarafından garanti edilmesi gereken bir köledir. Günlük ücretler sistemi altında iş ile ürünlerinin niteliği ve niceliği arasında açık bir ilişki yoktur; quid pro quo (verilen şey karşılığında alınan şey) takası yoktur. Sadece geçimi arzulayan ihtiyaç vardır. Bu bakımdan biz yine fark ediyoruz ki kapitalist dünyada işçi kendi varlığını korumak için bir kapitalisti, kültür karşıtı kurumu savunmak zorundadır. İhtiyaç ve üretici olarak rolü işçiyi kapitalizmin bir hizmetçisi ve tebaası yapar. Kendi günlük ücret sistemi için verdiği örgütlü emek mücadelesinin, diğer bir deyişle gizli oy için siyaseten militan olan işçinin mücadelesinin devlet yaşamında muadili bulunur. Geçimini ürüne karşı ürün takas etmek yerine, yani ürün için fiyatı ya da ücreti almak yerine günlük iaşe ücreti biçiminde elde etmek ne kadar haysiyetsiz ise kişinin topluma karşı görevini ve hakkını oy kabininde korkudan saklanarak icra etmesi de aynı derecede acınasıdır. Egidy’nin halkın oyunu kullanmasını savunmasının sebebi buydu: özgür ve namuslu adamlar açısından oylamanın hiçbir kötü sonucu olamayacağını iddia etmişti. Fakat bu donkişotvari asil bir adam düşüncesiydi. Zamanımızda işçi günlük-ücret-kazanan olmayı ve vatandaş da ürkek kul olmayı istemelidir. Bireysel ölçekte, kapitalist ekonominin ve kapitalist devletin girift semptomlarının izhar olduğu yerde tedaviyi başlatmayı istemek imkânsızdır. İşçi yaşamını korumalıdır ve kapalı bir kabinde oy vermeye gitmediği takdirde yaşamı tehdit edilecektir. Bu arada günlük ücretini almadığı takdirde de geçimi tehdit edilecektir. Tüm bunlar ve burada konuştuğumuz her şey, kapitalizmi terk etmediğimiz müddetçe yaşamın zaruriyetleridir, fakat elbette bunlar sosyalizmin yolları ve araçları olmaktan çok uzaktır.
İş saatlerini kısaltmanın iki yönü bulunmaktadır. Bu yönlerden ilki sık sık anılmasına karşın ikincisi ile bildiğim kadarıyla çok ilgilenilmemiştir. İlk olarak, çalışma süresini kısaltmak işçi için, gücünü muhafaza edebilsin diye, gereklidir. Burada kapitalizm altında mücadele ve düzenleme için gerekli bir kurum olan sendikalara saldırmak bizim görevimiz değildir, zira bu kesinlikle aptalca ve neredeyse suç olurdu çünkü yaşayan insanın refahı hürmetine kapitalizmin her bir yönüne karşı çıkılmayacaktır. Serinkanlı ve objektif bir eleştiri önermekle birlikte bizlere burada bir an durup önemli çalışmaları için sendikalara hak ettikleri teşekkürü belirtmeliyiz. Sendikalar, tüm ülkelerde işçilerin yapageldikleri zahmetli işlerin, faaliyetlerini ruhsuz ve ölümcül sıkıcı kılan, aşırı yoğun tekniklerle kendilerini yorgun ve bunalımlı yapan fabrikalarda, çoğunlukla da kendilerini ilgilendirmeyen işlerin sürelerini kısaltmıştır. Onlara teşekkür etmeli ve onları övmeli: kaç kişiye iş saatlerinden sonra dinlenme, güzel bir aile yaşamı, ucuza elde edilebilen yaşam sevinci, güzel kitaplar ve yazılar ve kamu yaşamına katılım fırsatını sunmuşlardır. Kaç kişi – ve ne kadar az! Sadece son yıllarda bir başlangıç yapılmış ve çoğunlukla yetersiz, genellikle saçma bir biçimde kötü ve parti-politika vasıtaları ile elde edilen dinlenme saatlerinin doğru kullanımı için de bir şeyler yapılmıştır. Sendikalar uzun çalışma saatlerine karşı mücadelenin yanı sıra alkolizmin zararlarıyla savaşmak için ortaya çıkmıştır. Sadece üretken işçi ile değil işten sonra dinlenme zamanlarındaki işçi ile ilgilenmeyi de kendi görevleri addetmelidirler. Bu alanda daha yapılacak çok iş var ve halkımız arasında sanatçılar, şairler ve düşünürlerle işbirliği için çok fırsat var. Sadece sosyalizme çağırmamalıyız. Sadece düşüncenin sesini takip etmemeli ve geleceği inşa etmemeliyiz. Bizler için beden ve biçime dönüşmek isteyen ruhun hürmetine, dikkatimizi, halkımızın yaşayan insanlarına, yetişkinlerine ve çocuklarına çevirmeliyiz ve bedenleri ve ruhları güçlü ve iyi, sıkı ve esnek olsun diye elimizden gelenin en iyisini yapmalıyız. Sonra bu yaşayan insanlarla sosyalizme ilerlemeliyiz! Fakat bu ifadeden bunlara belli bir sözde sosyalist sanat veya bilim ya da eğitim sağlamamız gerektiği anlamı çıkarılmasın. Heyhat, parti broşürleri ve taraflı yazılar ile bu konuda ne kadar çok kötülük yapılageldi ve Sosyal Demokrat olana göre, sözde burjuva bilimi örneğin, ne kadar da çok değerli, doğal ve özgürdür! Bu tür tüm girişimler resmi, doktrinci bürokrasiye yol açar. İşçi sınıfı çevrelerinde sessiz ve sonsuz olan her şeyin küçümsendiği veya bunların bilinmediği, öte yandan ajitasyonun ve günün suni sloganlarının abartıldığı ve incelikten yoksun bir şekilde geliştiği [anlayışı] tüm Marksist ekollerin, Sosyal Demokratların ve de anarşistlerin paylaştığı büyük bir hatadır. Geçenlerde Sosyal Demokrat bir dernek tarafından desteklenen ve işçi sendikası üyelerinin katılım sergilediği Alman edebiyatı ile ilgili on konferans verdiğim büyük bir Alman şehrinde, bir konferans sonrasında, anarşist işçilerin daha önceden bana sormaktan kaçındıkları soruyu sormak için (lütfen bir ara kendilerine konferans vermemi istemek için) gelmelerini ben kendim de tecrübe ettim! O zaman kendilerine şu cevabı vermeye karar verdim: Goethe, Hölderlin ve Novalis, Stifter ve Hebbel, Dehmel ve Liliencron ve HeinrichvanReder ve Christian Wagner ve pek çok başka isim üzerine konuştuğum bir konferans verdim fakat siz bunları duymak istemediniz çünkü bize gelen insani güzelliğin sesini bilmiyordunuz, yaşamın güçlü ve sakin ritmi ve armonisi, dinlenmiş meltemlerin yumuşak hareketlerinde ve hareketsizliğin kutsal dinginliğinde olduğundan daha fazla fırtınanın sesinden bulunamaz. “Esen meltemin, damlayan suyun, büyüyen ekinin, dalgalanan denizin, yeşeren yeryüzünün, parlayan gökyüzünün, parıltılı yıldızların muhteşem olduğunu düşünüyorum: görkemli bir şekilde yaklaşan boranın, evleri paramparça eden şimşeğin, dalga getiren fırtınanın, ateş püskürten volkanın, tüm ülkeleri sallayan depremlerin önceki olaylardan daha fazla muhteşem olduğunu düşünmüyorum, aslında bunları salt daha yüksek yasaların etkileri oldukları için daha küçük düşünüyorum… İnsan ırkına kılavuzluk eden yumuşak ve nazik yasayı bir an için görmek istiyoruz… Adalet yasası, ahlak yasası, her insanın, diğerleri ile birlikte, saygın, onurlu ve güvenli yaşamasını isteyen yasa ki böylelikle insan yüksek insani yolu takip edebilsin, yoldaşlarının sevgisini ve takdirini kazansın. Böylelikle bir mücevher gibi korunsun, zira her insan diğer tüm insanlar için bir mücevherdir, bu yasa insanların diğer insanlarla birlikte yaşadığı her yerde bulunur ve insanın diğer insanlara karşı davranışlarında gösterilir. Bu yasa eşlerin birbirine duyduğu sevgide, ebeveynlerin çocuklarına olan sevgisinde, çocukların ebeveynlerine olan sevgisinde, erkek ve kız kardeşlerin sevgisinde, arkadaşların birbirine olan sevgisinde, iki cins arasındaki tatlı meyilde, geçinip gittiğimiz çalışkanlığımızda, küçük çevremiz, çok uzak yerler ve tüm dünya için eylemlerimizde bulunur…” (Albert Stifter) Bu yüzden burada yüksek sesle çağırdığımız, sessizce konuştuğumuz sosyalizm, aynı zamanda insanın birlikte yaşamının daimi güzelliğinin nazik gerçekliğidir. Sosyalizm, çirkin çağdaşlığın vahşi, çirkin geçişsel yıkımı değildir. Öyle bir yıkım ki belki de bir yan ürün olmak zorunda kalacaktır. Fakat yaşamın güzelliğinin nazik çalışması daha önceden ruhlarımızda ve ruhlarımız kanalıyla gerçek hayatta yapılmamış olsa [sosyalizmi]çağırmak yıkıcı, sağlık-sız ve yararsız olacaktır. Taşıdıkları tüm ateşli hevese rağmen tüm yeniliklerde viran, çirkin ve imansızca bir şeyler vardır. Tüm eski şeyler, ordu ve ulus devlet gibi en kötü nama sahip ya da arkaik kurumlar bile, eski ve bir geleneğe sahip olduklarından, tüm köhneliklerine, gereksizliklerine ve eskimişliklerine rağmen, güzelliğin deyim yerindeyse ışıltısına sahiptir. Bu yüzden, geçmişte, kadim ve kutsal yaşamda demirli, bitmiş, denenmiş ve test edilmiş bir şey olarak hâlihazırda yaşamlar yaratmak isteyen, ileriye yönelik tahayyüle sahip türde yenilikçilerden olalım. Bu yüzden daha çok kendi inşa ettiğimiz nazik, sonsuz ve bağlayıcı gerçeklik vasıtasıyla yıkalım. Cemiyetimiz [Bundt] bizleri gerçeklik dünyasına bağlayan ebedi güçlerle birlikte mücadele eden bir yaşam cemiyetidir. Bizleri güdüleyen düşüncenin gerçekten de bir düşünce, diğer bir deyişle ruhun sakin toplumu ile birlikte fani, parça parça ve yüzeysel geçici fenomenin ötesinde bizleri birleştiren bir bağ olmasına izin verin. Bu bizim sosyalizmimizdir, sanki ezelden beri var olmuş gibi geleceğin yaratılmasıdır. Anın coşkusundan, öfkeli, şiddetli tepkilerinden gelmesine müsaade etmeyin, ruhun varlığından, beşeriyetimizin geleneğinden ve mirasından gelmesini sağlayın.
Teknolojinin elinde neredeyse her zaman artan işi salt makinelerin hizmetçileri olan insanların faaliyetlerinden çıkarma ihtiyacını karşılayacak düşünceleri ve modelleri bulunur.
Sendikalara çalışan insanların dinlenme vakti ve boş zaman edinmeleri için verdikleri mücadeleleri nedeniyle minnettarlığımızı ifade etmek amacıyla konudan saptık. Burada söylenen her şeyi teşekkürümüz olarak kabul edin. Salt arkaik ve eskimiş olana ait korkunç çürüyen urların ürünleri, sonuçları ve aksi tesiri olmaktan ziyade bir zamanlar ortak olan ve şimdilerde bir başına bırakılan batmış ruhu yeni biçimlere ve yaşama ve güzelliğe geri yönlendiren üretken insanlar olmayı istediğimiz için, minnettarlığımız da üretken olmalı ve işçilerin dinlenme vaktini ve serbest zamanını oluşturması gereken şeye yönlenmelidir. Ancak o zaman sağlıklı, güçlü ve ruhani insanlar, bizden kadim bir şeymiş gibi çıkması gereken yeni gerçekliği hazırlayabilecektir, eğer herhangi bir faydası ve kalıcılığı varsa.
Çalışma saatlerinin azaltılması işçiler için daha fazla boş vakit yaratır. Ancak kişi bu gerçeğe sevinse bile, bu tür kazanımların genellikle nasıl sonuçlara sahip olduğunu gözardı etmemelidir: işçilerin gücünün daha fazla sömürülmesi, işin yoğunluğunun artması. Çoğunlukla yüksek düzeyde kapitalistleştirilmiş müteşebbis, örneğin büyük bir anonim şirket, işçilerin zaferinden sevinç duymakta haklıdır. Diyelim ki belli bir sektörün tüm müteşebbisleri, çalışma saatlerini kısaltmaya zorlanmış olsun. Büyük teşebbüsler işçiyi seri makinelerin hizmetine daha da sürekli olarak zincirleyen yeni makineleri getirmek suretiyle bundan kaynaklanan kayıplarını genellikle tazmin edebilmektedir. Böylelikle orta ve küçük ölçekli rakipleri üzerinde büyük bir avantaj kazanırlar. Elbette bazen tersi gerçekleşir ve devasa teşebbüsün muazzam mekanizmasını yeniden şekillendirmesi engellenir. Öte yandan orta ve küçük ölçekli müteşebbis, aktif satışı varsa ve kredisi iyiyse, yeni koşullara daha kolay adapte olabilir.
Teknolojinin elinde neredeyse her zaman artan işi salt makinelerin hizmetçileri olan insanların faaliyetlerinden çıkarma ihtiyacını karşılayacak düşünceleri ve modelleri bulunur.
Bu, çalışmaksızın daha uzun bir gecenin diğer acı tarafıdır: daha yorucu iş günü. Yaşayan insan, aslında sadece yaşamak için çalışmaz, işte iken yaşamını hissetmek ve iş sırasında işinden sevinmek ister. Akşamları sadece boş zaman, dinlenme ve neşe değil, hepsinden öte faaliyetinin kendisinden, bedeninin fonksiyonlarında ruhunun güçlü varlığından haz almaya ihtiyaç duyar. Çağımız sporu, kaslar ve sinirlerin verimsiz, oyunbaz faaliyetini, bir tür işe veya uğraşa çevirmiştir. Gerçek kültürde işin kendisi bir kere daha tüm enerjilerimizin oyunbaz sağılışına dönüşür.
Ayrıca sanayici, çalışma süresinin kısaltılmasının kendisinden götürdüklerini yeniden kazanmak için, teşebbüsünün mekanik aygıtını değiştirmek zorunda bile kalmaz. Fabrikada demir ve çelikten inşa edilmemiş ilave bir mekanizma vardır: çalışma sistemi. Birkaç yeni düzenleme, birkaç yeni denetleyici ve ustabaşı pozisyonu genellikle bir teşebbüsü yeni makinelerden daha çok hızlandırır. Ancak bu tür bir sistem nadiren uzun ömürlü olur. Her zaman işçinin tembelliği veya doğal yavaşlığı ile gözetmenlerin sevk edici enerjisi arasında sessiz bir mücadele vardır. Zamanla iş insana karşı insan meselesi haline geldiğinde, her zaman bir tür eylemsizlik yasası kazanır. Yavaş çalışma için verilen bu mücadele her zaman, sınıf mücadelesinde bilinçli bir silaha ve sözde sabotaj biçimine dönüşmeden çok önce, var olmuştur. Belli bir amaç için, yavaş, ucuz, kötü hatta zararlı iş teslim etmek üzere işçilere çağrıda bulunan bu tür bir sabotaj, özel durumlarda, mesela postane, demiryolu veya liman işçileri grevlerinde mükemmel hizmet gerektirebilir. Bununla beraber sorgulanabilir bir yanı da vardır. Üretici rolünde işçilerin aşırı mücadele araçları [kullanılırken] sınıf bilincine sahip militanın nerede sona erdiğini ve ruhen boş, harap ve yoz, her tür faydalı işin tiksindirici geldiği sorumsuz insanın nerede başladığını ayırt etmek her zaman mümkün olmaz.
Hızlandırılmış çalışma sisteminin sadece geçici etkisi olur fakat makine amansızdır. Kendisine ait belirli bir atım sayısı, verili çıktısı vardır ve işçi artık az çok insan kişisine değil insan enerjisini sömürmek üzere insanlar tarafından yaratılan metal şeytana dayanır. İnsanın işindeki neşesinin psikolojik düşüncesi burada tali bir rol oynar; her işçi bilhassa acı bir biçimde bilir ve hisseder ki makineler, aletler ve hayvanlar çalışan insandan daha iyi muamele görür. Bu, yukarıda söylenen herhangi bir şey kadar provokatif, demagojik abartı olmaktan uzaktır. Bu, soğuk, sade hakikattir. İşçilere genellikle azami kızgınlık tonuyla köleler denmektedir. Ancak kişinin, birinin ne dediğini bilmesi gerekir ve “köle” gibi kelimeyi dahi ciddi, edebi anlamı ile kullanmalıdır. Köle, ölümü maliyete sebep olduğundan – yeni bir köle alınmak zorundadır – psikolojik olarak yönlendirilmesi gereken, himaye edilmiş (protege) [kişidir]. Modern işçinin efendisiyle ilişkisinin korkunç tarafı şudur ki modern işçi kesinlikle bu tür bir köle değildir; çoğu durumda müteşebbis işçinin yaşamasına ya da ölmesine tümüyle kayıtsız kalabilir. Modern işçi kapitalist için yaşar fakat kendisi için ölür. İkame edilebilirdir. Makineler ve atlar satın alınmak zorundadır ki her ikisi de satın alım ve işletim maliyetlerini kapsar. O yüzden köle önce satın alınmalı ve çocuk olarak dahi eğitilmeli ve sonra onun iaşesi sağlanmalı idi. Modern müteşebbis modern işçiyi ücretsiz edinmektedir; birine ya da diğerine geçimlik ücret temin etmek kendisi açısından farksızdır.
Teknolojinin sınırları, kapitalizme dâhil olduğu için, insanlığın sınırlarının ötesine geçmiştir. İşçilerin yaşamı ya da sağlığı ile ilgili çok fazla bir kaygı yoktur (burada kişi sadece makineleri düşünmemelidir; atölyelerin ve fabrikaların kirli havasında bulunan tehlikeli metal atıklarını, tüm şehirler üzerindeki havanın zehirlenmesini de hatırlamalıdır) ve kesinlikle işçilerin yaşam sevinci ya da iş sırasında rahat etmesi ile ilgili kaygı da yoktur.
Yine burada müteşebbis ile işçi arasındaki ilişkinin duyarsızlaşması ve insanlıktan uzaklaşması sırasında kapitalist sistem, modern teknoloji ve devlet kapitalizmi ele ele yürür. Kapitalist sistemin kendisi işçiyi sayıya indirger. Teknoloji, kapitalizm ile ittifak içinde işçiyi çarkın bir dişlisi yapar. Son olarak devlet, kapitalistin işçisinin ölümüne yas tutmaması için hiçbir gerekçesi olmamasından hatta ölüm ya da kaza durumlarında işçi ile şahsen ilgilenme ihtiyacı duymamasından emin olur. Devletin sigorta kurumları kesinlikle pek çok açıdan ele alınabilir fakat bu yönü de gözden kaçırılmamalıdır. Onlar da yaşayan insanlığı kör işleyen bir mekanizma ile değiştirir.
Teknolojinin sınırları, kapitalizme dâhil olduğu için, insanlığın sınırlarının ötesine geçmiştir. İşçilerin yaşamı ya da sağlığı ile ilgili çok fazla bir kaygı yoktur (burada kişi sadece makineleri düşünmemelidir; atölyelerin ve fabrikaların kirli havasında bulunan tehlikeli metal atıklarını, tüm şehirler üzerindeki havanın zehirlenmesini de hatırlamalıdır) ve kesinlikle işçilerin yaşam sevinci ya da iş sırasında rahat etmesi ile ilgili kaygı da yoktur.
Bunlardan etkilenen Marksistler ve işçi kitleleri, sosyalistlerin teknolojisinin bu çerçevede kapitalist teknolojiden temelde ne kadar farklı olduğu (gerçeğinden) tümüyle bihaberdir. Teknoloji, kültürlü halk arasında kendisini kullanmak isteyen özgür insanların psikolojisine göre yönlendirilmelidir. İşçilerin kendileri hangi koşullar altında çalışma istediklerine karar verdikleri zaman üretim dışında harcamak istedikleri zaman ile üretim içinde kabul etmeye istekli oldukları işin yoğunluğu arasında uzlaşma sağlayacaktır. Kayda değer şahsi farklılıklar olacaktır: bazıları dinlenme ve boş vakitlerine daha uzun zaman harcayabilmeleri için çok hızlı ve enerjik çalışacak, diğerleri ise günün hiçbir saatini salt araçlara indirgemeyi tercih etmeyecek ve işlerinin kendisinin zevkli olmasını ve rahat bir tempoda ilerlemesini isteyecektir.
Bugün bunların hepsi göz önünde tutulmamaktadır. Teknoloji tümüyle kapitalizmin etkisi altında bulunmaktadır. Makine, alet, insanın ölü hizmetçisi, insanın efendisine dönüşmüştür. Büyük ölçüde kapitalist bile kendi getirdiği mekanizmaya bel bağlar ve bu an, kısaltılmış çalışma süresinin ikinci yönünü inceleyebileceğimiz andır. İlki teknolojinin işçinin gücünü muhafaza etmesine hizmet etmesiydi; artan iş yoğunluğunun ne ölçüde bu eğilimi karşıladığını şimdi gördük. Fakat çalışma saatlerinin kısaltılması işçi sınıfının yaşayan üyeleri açısından işsizlerin sayısını azaltan ilave pozitif etkiye de sahiptir.
Anlayacağınız sanayici makinesini kapasitesine göre kullanır. Makineler, karlı olabilmeleri için belli bir süre çalışmalıdır. Eğer teşebbüsü kar edecekse sanayici yurt içinde ve dışında rekabetine uyum sağlamalıdır: sanayici elektrik santrali masrafını çıkarmak için pek çok sektörde makinelerini gece gündüz çalıştırmaya zorlanmaktadır. Bu yüzden çalışma saatleri kısaltıldığında sanayici daha fazla işçi alacaktır. 24 saatlik çalışma periyodunu, yani nöbetleşe vardiya sistemini getirmek için işçiler ile mücadele fırsatını sık sık kullanacaktır. Kâr ihtiyacı, sistemin talepleri, işçilerin talepleri, bunların hepsi genellikle müştereken, daha fazla işçinin istihdamına ve dolayısıyla sözde yedek sanayi ordusunun sayısının düşmesine yol açar. Sınır hep teşebbüsün kârlılığı ile belirlenir ve bu vesile ile sistemin gerektirdikleri ile piyasanın hazmetme kapasitesi arasında bir tür anlaşma sağlanır.
Genellikle müteşebbis, elektrik santralini makinesi ile bu makineleri çalıştıran işçilerin sayısı tarafından belli bir hacimde işletmeye devam ettirmek için zorlanmaktadır ve piyasa çıktıyı tüketemez hale gelirse o zaman sanayici fiyatları düşürmelidir: zira yeterince ucuz olduğu müddetçe kapitalist piyasa tüm malları emebilir. Bir kapitalistin gece gündüz çalışan binlerce işçisinin olmasının sebebi budur ve yine de her saat başı para kaybeder. Kapitalist bunu fiyatların yine artacağı daha iyi zamanların umuduyla kabul eder. Bu umut gerçekleşmezse belli günlerde tesisinin bir kısmını ya da tamamını kapatmak zorunda kalacaktır.
Teknolojinin kapitalizmin etkisi altında bulunduğuna dair ifademiz kapitalizmin de buna mukabil kendi yarattığı teknolojinin kölesi olduğu sonucu ile tamamlanmalıdır. Bu açmaz sihirbazın çırağının açmazı gibidir: “Çağırdığım ruhlardan bir daha kurtulamıyorum!”. Refah, zamanlarında, lehte piyasa koşullarında teşebbüsünü belli bir ölçekte ayarlayan her kim olursa olsun artık ne kadar üretmesi gerektiği ile ilgili bir seçeneğe sahip değildir. Müteşebbisin kendisi de kendi makine çarklarına bağlanır ve genellikle işçileri ile birlikte ezilir.
Burada, kapitalist üretimin spekülasyonla en yakın bağlantılı olduğu noktalardan birine temas ettik. Kapitalizm ölçeğinde çok az insan ancak teşebbüsünün ve piyasasının koşulları yüzünden spekülasyona zorlanmayacaktır. Herkes, birbirinden tümüyle bağımsız şu iki faktöre dayandığı ölçüde spekülatördür: birincisi, müteşebbisin insanlardan ve makinelerden müteşekkil aygıtının gerektirdikleri ve ikincisi dünya piyasasının fiyat dalgalanmalarıdır. Bu durumdaki insanlar – ki genellikle yıllarca her hafta yüzlerce ya da binlerce işçiye sabit bir ücret ödeyip her hafta kayıp yaşarlar – “İşçilerim benden iyi durumda!” sızlanması ile sık sık feryat etmelidir. Sayısız endişe ile eziyet çeken zavallı zengin adam genellikle servetinin bir kısmı ile borsada başarılı spekülasyonlar yaparak kendisini kurtarabilir. Bu şekildeki ticaret, spekülasyon alanındaki kötü şansını dengeler. Öte yandan işi gelişen kişi sık sık tümüyle farklı bir sahadaki spekülasyonlar yüzünden kendisini mahvedebilir. Kapitalist pazara bağımlı olan herkes spekülason yapmalı, en değişken sahalarda spekülasyon yapmaya kendini alıştırmalıdır.
Marksizm sosyalizmin bizzat burjuva toplumunun kurumlarında ve yıkıcı sürecinde hazırlanmakta olduğunu, sürekli büyüyen, her zamankinden kararlı ve her zamankinden daha devrimci proleter kitlelerin sosyalizmi getirmek için bir gereklilik, tarihsel olarak kaderi belirlenmiş bir eylem olduğunu iddia etmişti. Fakat gerçekte kapitalist pazar için üretici rolündeki işçilerin söz konusu mücadelesi sadece kapitalizm içerisindeki kısır döngüdür.
Kapitalizm altında acı çeken işçi bu belirleyici gerçek ile ilgili çok az şey bilir. İstisnasız herkes kapitalist koşullar altında ölçüsüz acı çeker ve çok az neşeye sahiptir, gerçek neşesi yoktur. İşçinin, kapitalistin yüzleştiği korkunç, alçaltıcı ve baskıcı kaygılara, katlanmak zorunda olduğu tümüyle gereksiz ve tümüyle verimsiz eziyet ve gerginliğe dair de çok az bilgisi vardır. Ve işçiler kendileriyle kapitalistler arasındaki bu benzerliğin yeterince farkında değildir. Sadece kapitalistler değil, iş gücündeki yüzbinlerce insan da tümüyle faydasız, verimsiz, yersiz işten karlarını veya ücretlerini kazanır. Kesinlikle bugün gittikçe daha fazla lüks mallar yaratan üretime yönelik korkunç bir eğilim vardır. Buna proletarya için beş para etmez mallar da dâhildir. Gerçek ihtiyaçları karşılamak içinse çok az makul ve gerekli ürün üretilir. Gerekli ürünler gittikçe daha pahalı, lüks anlamında değersiz ve ucuz hale gelmektedir – temayül budur.
Sendika faaliyetlerine ayrılan konu dışı sapmamızdan dönelim ve son bir özet verelim.
Kapitalizmden çıkarı olan müteşebbislerin, imalatçıların ve tüccarların ve de kendi geçimlerini kazanmakla ilgili olan işçilerin ve son olarak devletin kapitalist ekonomi sisteminin korunması için nasıl çalışmak zorunda olduğunu ve hepsinin bu çalışmayı nasıl devam ettirdiğini gördük. Tüm insanların bu karşılıklı sömürüye nasıl bulaştığını, nasıl hepsinin ittifakla kendi özel çıkarlarını nasıl koruması gerektiğini ve amme menfaatine zarar vermek zorunda olduğunu ve hangi kapitalizm seviyesinde bulunurlarsa bulunsunlar hepsinin nasıl güvencesizlikle tehdit edildiğini de ilave olarak not ettik.
Bunu gördüğümüzde Marksizm’in başarısızlığını da gördük çünkü Marksizm sosyalizmin bizzat burjuva toplumunun kurumlarında ve yıkıcı sürecinde hazırlanmakta olduğunu, sürekli büyüyen, her zamankinden kararlı ve her zamankinden daha devrimci proleter kitlelerin sosyalizmi getirmek için bir gereklilik, tarihsel olarak kaderi belirlenmiş bir eylem olduğunu iddia etmişti. Fakat gerçekte kapitalist pazar için üretici rolündeki işçilerin söz konusu mücadelesi sadece kapitalizm içerisindeki kısır döngüdür. Bu mücadelenin işçi sınıfının durumunda genel bir iyileşmeye sebep olacağı dahi söylenemez; sadece bu mücadelenin ve mücadelenin etkilerinin işçi sınıfını kendi durumlarına ve toplumun genel koşullarına alıştırdığı görülebilir.
Marksizm, kapitalist şartları koruyan, kapitalizmi güçlendirip kapitalizmin halkın ruhuna etkilerini daha da viran eden, önemsiz de olmayan faktörlerden biridir. Halklar, burjuva ve aynı ölçüde işçi sınıfı sırf para kazanma amacı için duyarsız, spekülatif ve kültürsüz üretim koşullarına her zamankinden daha fazla müdahil olmuştur. Bu koşullar altında en çok acı çeken ve genellikle zorluk, yoksunluk ve yokluk içinde yaşayan sınıflarda net bilgi, isyan ve iyileşme arzusu gittikçe azalmaktadır.
Kapitalizm bir ilerleme dönemi değil, gerileme dönemidir.
Sosyalizm, kapitalizmin daha fazla gelişmesi ile gelmez ve üreticilerin kapitalizm içerisindeki mücadelesi olamaz.
Bunlar, vardığımız sonuçlardır.
İçinde bulunduğumuz yüzyılın da parçası olduğu yüzyıllar bir olumsuzlama zamanıdır. Birlikler ve şirketler, bizim geldiğimiz daha evvelki kültürlü zamanın tüm ortak yaşamı, tüm güzel dünyevi faaliyeti ve motivasyonu, cennet yanılsamasına sarılmıştı. Üç şey birbirinden ayrılmaz şeklide birleşmişti: birincisi, yaşamdaki birlik ruhu, ikincisi, tarifi imkânsız birlik, evrenin ruhsallığı ve önemi için sembolik dil – zira ferdin ruhunda doğru olarak kavranmıştır – ve üçüncüsü, hurafedir.
Zamanımızda, motomot anlaşılan Hristiyan dogmatik düşüncelerin hurafeleri ciddi saldırıya uğramıştır ve halk arasında giderek daha çok yerinden olmaktadır. Yıldızlar evreni keşfedilirken yeryüzü ve onun üzerindeki insan aynı anda daha küçük ve daha büyük hale gelmiştir. Dünyevi faaliyet genişlemiştir.
Zamanımızda, motomot anlaşılan Hristiyan dogmatik düşüncelerin hurafeleri ciddi saldırıya uğramıştır ve halk arasında giderek daha çok yerinden olmaktadır. Yıldızlar evreni keşfedilirken yeryüzü ve onun üzerindeki insan aynı anda daha küçük ve daha büyük hale gelmiştir. Dünyevi faaliyet genişlemiştir. Şeytan, göksel güçler, yer altı cinleri ve iblis korkusu yok olmaya başlamıştır. İnsan dünyaların sonsuz uzayında, kendi etrafını dönen küçük yıldız üzerinde, Tanrı’nın grotesk dünyasına göre, daha güvende hissetmiştir. Etkileri kesin bir şekilde ölçülebilen reddedilemez doğal güçler bilinir hale gelmiştir. Korku olmaksızın bunlar kullanılabilir ve bunlara itimat edilebilir. Yeni iş ve doğal ürün işleme yöntemleri bulunmuştur. Yeryüzü keşfedilmiş ve tüm yüzeyi yeniden iskân edilmiştir; tüm dünyada seyahat ve iletişim henüz alışamadığımız ve bize hala inanılmaz gelen bir hızla gelişiyor ve tüm bunlarla bağlantılı olarak aynı anda yaşayan insan sayısı önemli oranda artmıştır. İhtiyaçlar ve de bu ihtiyaçları karşılama vasıtaları olağanüstü artmıştır.
Hurafe içinde olduğumuz bu olumsuzlama çağında kesinlikle sarsılmıştır. Olumlu bazı şeyler de hurafenin yerini almıştır: objektif doğa terkibi bilgisi doğadaki şeytani düşmanlara ve dostlara olan inancı ilga etmiştir. Ruh dünyasının ani kaprislerinden ve ihanetinden duyulan korkuyu doğa üzerinde kurulan iktidar takip etmiş ve sayısız ruh ve perinin bu ölümü insanların çocuklarının doğum oranında olağanüstü artışta gerçek ifadesini bulmuştur.
Fakat tüm derin hisler, tüm coşkunluk ve insan birliği ve bağı ruh-cennet ile derin bir biçimde iç içe geçmiştir. Keşfettiğimiz yıldız dünyalar, etkilerine aşina hale geldiğimiz doğal güçler sadece dışsaldır; faydalıdır ve dış yaşama hizmet eder. Bunların birliğini iç yaşantımızla her şekilde, bazen derin bazen sığ felsefelerle, doğa teorileriyle ve şiirsel ilhamlarla ifade etsek de, bizim bir parçamız değildir, hayat kazanmamıştır. Bilakis, hakikatinde dünyanın, özümüzde taşıdığımız şekliyle, faydacı duyularımızın bize söylediklerinden tümüyle farklı, daha önce canlı olan ne varsa, imge ya da inanç ya da tarif edilemez bilgi ve de bu dünya görüşüne bağlı küçük gönüllü gruplardaki hakiki insan toplumu hepsi birlikte hurafe ile gerilemiştir. Bilim ve teknolojideki tüm gelişmeler bunun en düşük yedeğini sağlamayı başaramamıştır.
İşte bu nedenle bu zamanlara gerileme dönemi diyoruz çünkü kültürün ana özelliği, insanları bir arada tutan ruh, gerilemiştir.
Eski hurafeye ya da anlamını yitirmiş sembolik dile geri dönüş girişimleri, eski şablonlara bağımlı, hissi akıldan daha güçlü olan halkın zayıflığı ve köksüzlüğü ile bağlantılı sürekli yenilenen bu tepki çabaları tehlikeli engellerdir ve de nihayetinde sadece sonucun belirtileridirler. Kendisi örgütlü ruhsuzluk olan devletin baskıcı yönetimi ile bağlantılı oldukları zaman, ki kolaylıkla böyle olur, daha rahatsız edici olurlar.
O halde gerilemeden bahsedince, bu bahsimizin ruhbanın dünyamızın günahkârlığı ile ilgili şikâyeti ya da dönüşüm çağrısı ile hiçbir ortak yönü yoktur. Bu çöküş geçici bir devir olup bünyesinde yeni bir başlangıç, taze bir iyileşme, birleşik bir kültürün tohumlarını barındırır.
her kuruntunun, her dogmanın, her felsefenin ya da dinin dış dünyada değil kendi iç dünyamızda köklere sahip olduğunu hatırlayalım. İnsanların doğayı ve kendisini uyumlu kıldığı tüm bu semboller bu bakımdan halkların komünal yaşamına güzellik ve adalet getirmeye uygundur çünkü bunlar içimizdeki sosyal dürtünün yansımalarıdır ve çünkü kendisi ruha dönüşen bizim kendi biçimimizdir.
Sosyalizmi, ruhsal bir hareket olarak insanlar arasında yeni şartlar için mücadeleyi düşünmek, diğer bir deyişle yeni insan ilişkilerine varmak için tek yolun insanların kendileri için yaratan ruhtan etkilenmeleri gerektiğini anlamak bizim için çok acil olmakla birlikte geriye, geri getirilemeyen bir geçmişe doğru bakmamamız ve güçlü olmamız da aynı şekilde önemlidir. Kısacası, kendimize yalan söylememeliyiz. Cennet sanrısı, hakikat, felsefe, din, dünya görüşü veya kişi, dünya ile ilgili hissiyatı kelimeler ve biçimler şeklinde billurlaştırma çabalarına her ne ad vermek istiyorsa o, şimdilerde bizim açımızdan sadece bireyler olarak var olmaktadır. Toplulukları, mezhepleri, kiliseleri, bu türden ruhsal muadillerine dayanan her türde birlik kurma girişimi sahteliğe ya da tepkiye yol açmıyorsa en azından sırf zayıf bir lafügüzafa sebep olur. Duyular dünyasının ve doğanın ötesine giden her şeyde derin bir biçimde yalnızız ve sessiz bir yalıtılmışlığa tabiyiz. Bu da tüm dünya görüşlerimizin hiç bir yıkıcı ihtiyaç, etik inandırıcılık içermediği, ekonomi ve toplum üzerinde bağlayıcı olmadığı anlamına gelir. Bunu, böyle olduğu için, kabul etmeliyiz ve bireysellik çağında yaşadığımız için bunu pek çok şekilde, memnuniyetle ya da vazgeçerek, umutsuzca ya da arzu ile, kayıtsızca ya da hatta isyankarca kavrayabiliriz.
Ancak her kuruntunun, her dogmanın, her felsefenin ya da dinin dış dünyada değil kendi iç dünyamızda köklere sahip olduğunu hatırlayalım. İnsanların doğayı ve kendisini uyumlu kıldığı tüm bu semboller bu bakımdan halkların komünal yaşamına güzellik ve adalet getirmeye uygundur çünkü bunlar içimizdeki sosyal dürtünün yansımalarıdır ve çünkü kendisi ruha dönüşen bizim kendi biçimimizdir. Her ruh komünal ruhtur ve ister uyanık ister uykuda bütüne, diğerleri ile birleşmeye, topluma, adalete yönelik dürtünün dindiği hiç bir birey yoktur. Topluluk amaçları için gönüllü birliğe yönelik doğal dürtü kökleşmiştir fakat bu dürtü uzun yıllar kendisinden kaynaklanan dünya kuruntuları ile bağlantılı olduğu ve şimdilerde kaybolduğu ya da çürüme sürecinde olduğu için sert bir darbe ile uğraşmış ve uyuşmuştur.
O halde insanlar için öncelikle bir dünya görüşü yaratmak zorunda değiliz; bu tümüyle suni, geçici ve yetersiz, hatta romantik ve ikiyüzlü olurdu ve aslında bugün modaya tabii olurdu. İçimizde yaşayan, bireysel komünal ruh realitesine sahibiz ve sadece bu ruhun yaratıcı bir şekilde çıkmasına izin vermeliyiz. Küçük gruplar ve adalet toplulukları yaratma arzusu – bir halk oluşturmak için göksel bir sanrı ya da sembolik bir biçim değil, dünyevi toplumsal neşe ve hazır oluş- sosyalizmi ve gerçek bir toplumun başlangıcını getirecektir.
Ruh doğrudan harekete geçecek ve yaşayan insanlıktan kendi görünür biçimlerini yaratacaktır: sonsuzluk sembolleri topluluklara, ruhun tecessümleri dünyevi adalet şirketlerine, kiliselerimizdeki aziz imgeleri rasyonel ekonominin kurumlarına dönüşecektir.
Rasyonel ekonomi: bu kelime kasıtlı olarak kullanıldı çünkü burada bir şey daha eklenmelidir.
Bu çağa gerileme devri dedik çünkü esas – ortak ruh, gönüllülük, halk yaşamının ve biçimlerinin güzelliği – zayıflatılmış ve yıkılmıştır. Bilimde, teknolojide ilerlemeye, nesneleştirilmiş doğanın tarafsız fethine ve zaptına başka bir isim – aydınlanma – verilmiştir. Akıl daha kıvrak ve net hale gelmiştir; – en geniş anlamıyla – doğadan fiziği kazandığımız için, fiziğin fiili uygulamaları değerini kanıtladığı için ve doğanın güçlerini sömürerek matematiği kullanmayı öğrendiğimiz için, şimdi de, tüm dünyada olağanüstü geniş bir sahada insan ilişkilerinin teknolojisini uyguladıkça matematiğin sıkça uygulanması, iş bölümü ve bilimsel yöntemler ile en doğru ve makul olanı yapmayı öğreneceğiz. Önceleri her ikisi de oldukça gelişmiş olan sanayi teknolojisi ve ekonomik ilişkiler adaletsiz bir sisteme ve anlamsız bir güce koşulmuştu. Fakat hem psiko-endüstriyel hem ekonomik-sosyal teknoloji artık yeni kültüre, geleceğin insanlarına yardım edecektir, tıpkı daha önce ayrıcalıklı olanlara, güçlü olanlara ve borsa spekülatörlerine hizmet ettikleri gibi.
Bu bakımdan içinde olduğumuz gerileme devrinden bahsetmek yerine – eğer istersek – doğa gözlemi ve hâkimiyetinin, teknoloji ve rasyonel ekonominin hiç olmadığı kadar üstünlük kazandığı ilerlemeden de bahsedebiliriz. Ta ki birkaç yüzyıldır gömülü olan ortak ruh, gönüllülük ve sosyal dürtü yeniden zuhur edene kadar, insanları zapt edip bir araya getirene kadar ve yeni güçlerin kontrolünü eline alana kadar.
Bir kez, bireylerdeki aynı ruh eğilimi doğal dürtüsü ile bu yeni kapasiteleri ele geçirip bunları mücessem gruplara katınca bireyi dönüştüren, fenomeni uyumlu birliklere ayıran düşünce, holistik perspektif, bir kez daha bireysel insan ruhundan çıkacak ve bir insanlar cemiyetine, tüzel kişiye ve birleştirici bir biçime dönüştürecektir. Bir kez bu dünyevi-cismani ruh biçimi var olunca yeniden insanların yüzyıllar boyunca ruhsal coşkunluğa uyumlu dünya görüşüne ve kuruntusuna sahip olması kolaylıkla mümkün olabilir. Bu duygulara bu kadar yenik düşmeyi istemiyoruz, buna karşı kendimizi koruyoruz ve bağlılık düşkünü değiliz. Ayrıca herhangi bir ihtimal dâhilinde bu döngünün bir kez daha kapanması gerektiği, düşünce ve birliğin kozmik-dini, suni hurafe biçimine bağlanmak zorunda kalacağı ve ortak ruhun cesaretinin bir kere daha kırılacağı ve yalıtılmışlığın yeniden eski haline döneceği vb. ile ilgili bir şeyler söyleyebilmek için insan tarihinin gidişatına ilişkin çok az şey biliyoruz. Bu tür inşaları yapmaya hakkımız yok. Tüm bunlar bir zorunluluktan ibaret olabilir fakat gelecek tümüyle farklı olabilir. Bu tür bir bilginin halen daha uzağındayız. Görevimiz önümüzde şu anda net olarak duruyor: yalancılık değil hakikat. Bir din taklidinin yapaylığı değil, bireylerin tüm ruhsal bağımsızlığını ve çeşitliliğini kısıtlamadan toplumsal yaratımın gerçekliği.
Hazırlamak istediğimiz, köşe taşlarını yerleştirmek üzere olduğumuz yeni toplum eski hiçbir yapıya geri dönmeyecektir. Bu son yüzyıllarda medeniyetin keşfettiği araçlara sahip bir kültür, yeni bir biçimde eski olacaktır.
Ancak bu yeni insanlar kendi kendine gelmez: yanlış bilimin Marksistinin bu “gelmek zorunda”yı anladığı gibi “gelmek zorunda” değildir. Gelmelidir, çünkü biz sosyalistler onun gelmesini istiyoruz ve hâlihazırda ruhlarımızda bu tür bir insan biçimlerini taşıyoruz.
Nasıl başlayacağız? Sosyalizm nasıl gelecek? Ne yapılmalı? Öncelikle mi yapılmalı? Hemen mi yapılmalı? Buna cevap vermek son görevimiz olacak.
Çev: Nesrin Aytekin

https://itaatsiz.org/?p=5528
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.06.30 12:10 Baphomet-exe Satanizm nedir?

Merhaba, bugün size satanizmden bahsedeceğim ve bütün sorularınızı cevaplayacağım, bu yazı biraz uzun olacak, en iyisi başlayayım sorularınızı sormadan önce yazıyı okumanız çok daha sağlıklı olur, çünkü birçok cevabı veriyor yazı aslında;
Satanizm temelde 2 ekole ayrılır, ateistik satanizm ve teistik satanizm, ateistik satanizm yani LaVeyan satanizm bir felsefi akımdır, kurucusu Anton Szandor LaVey ‘dir (1930-1997) LaVeyan satanistler şeytanı gerçek bir varlıktan,tanrıdan çok bir ikon,sembol olarak görürler,bir din değildir ama bizim söylediğimiz şeyleri söylerler,özgürleşin, sahte dinlerin şeriatları ve aptal kurallarına uymayın derler, ve yer yer bizim kitaplarımızı (ileride anlatacağım) da kullanırlar.Şimdi gelelim uzun uzun konuşacağımız Teistik Satanizm’e ;
Teistik satanizm de 2 ekole ayrılır, Spritüel Satanizm ve Luciferizm olarak, ilk önce Luciferizm den bahsedelim;
Luciferizm ekolünün takipçisi çok azdır,kendilerini şeytanın ‘en’ üstün topluluğu olarak görürler, ritüelleri ve kendileri hakkında dış dünyaya tamamen kapalıdırlar, kendileri hakkında benim de bir bilgim yok. Türkiyede faaliyetleri var mı onu da bilmiyorum.
Spritüel Satanizme geçmeden önce size satanizmin yanlış tanınmasında büyük emeği geçen 2 topluluktan ve internetteki bilgilerden bahsedeceğim kısaca;
İnternette gördüğünüz bilgilerin %99u yalandır, bunu unutmayın, yok satanist röportajı yapmış vs vs hadi ordan Günümüzde hiçbir satanist kendini topluma mâl etmez, hepsi gizlidir,saklıdır,inanmayın. Youtubedeki videoların ise %99 u yalan,bunu da bilin. Gelelim topluluklara;
İblistaparlar, iblistaparlar şeytanın semavi dinlerdeki ‘kötü’ anlatımına yani kötülüğe taparlar başlangıçları orta çağın sonuna ve yeni çağın başına denk gelir, ilk iblistapar ayinleri kilisenin baskılarından bunalan ve artık isadan da semavi dinlerden de nefret eden rahipler tarafından yapılmıştır. kedi kesme,insan öldürme gibi saçma sapan şeyleri bu grup yapar,(satanizmde çok az olan yasaklardan en büyüklerini çiğnerler) kesinlikle bir ekol veya satanizmin içinde bulunan bir inanç değildir, sadistliğini şeytanın gölgesi altında yaşamaya çalışan ve satanizmin adını kirleten insan müsveddeleri.
Joy of Satan inancı şeytan dair tüm tanrıları (demonlar ve elohimin -allah- yanında olanlar,ilerde açıklayacağım) bir uzaylı ırkı olarak görür ve uzaylı olan tanrılara tapar, hitlerin (evet adolf hitler) bu ırkın dna’sına sahip olduğunu ve otuz yıldan fazla çalışarak kendini tanrılaştırdığına inanır, öldükten sonra da du’at adlı bir gezegene gideceklerini düşünürler, bizim inancımızdan ayrıdır.
Şimdi geçelim spritüel satanizme, spritüel satanizm bir dindir ve bütün semavi dinlerden eskidir (günümüzde spritüel satanizm dense de antik öz paganizmden gelir bu yüzden günümüzdeki çoğu dinden eskidir), tanrısı şeytan yani loki,seth,iblis,lucifer,mara,baphomet,satan,satanus... dir, efendimize binyıllardır farklı isimler verilmiş olsa da efendimiz iyi de olsa kötü de olsa bütün isimleri ve sembolleri kabul etmiştir;
666, baphomet in sigili,keçi,kara kedi,ters haç- gibi aslında efendimizin tek bir sembolü vardır, luciferin sigili. Şeytan bilimin,ışığın,eşitliğin,özgürlüğün,zevkin tanrısıdır, 3 kitabımız vardır (ve kutsal değildirler,çünkü bizim tanrımız kitaplarının köhneleştiğini kabul edemeyecek kadar gururlu ve yobaz değil,zamanı gelince bu kitapların da hükmü kalkacak) , toplamda 90 sayfadır ve binlerce sayfa tefsiri yoktur,başka bir dile çevrilince de anlamını yitirmez, zaten aklı olan insan da anlar bunları, ben söylüyorum sadece. Satanizm (normalde spritüel satanizm demem gerekiyor ama çok uzun,ben satanizm yazayım siz de anlayın .d) çok tanrılı bir dindir, ama 2 karşıt görüş vardır tanrılarda ve bunlar elohim (allah) insanı sömürmek isteyenler Efendi Şeytan -ki biz kendi içimizde genelde şeytan demeyiz sadece araştırmacılar daha rahat anlasın diye öyle kullanıyoruz- insanı özgürleştirmek isteyenler olarak ikiye ayrılır, tanrılar bahçesinde (size cennet denilen yer ve hayır, cehennem de yok.) ilk anlaşmazlık da bu yüzden çıkmıştır, bazı tanrılar elohimin (allah) tarafını tutmuştur, (bu yüzden kuranda biz der, ve bu yüzden gerçeği yansıtmayan 99 ismi var.) bazı tanrılar da efendimiz şeytanın tarafını tutmuştur (bilinen 72 demon) ama aklınıza savaş gelmesin, aranızda diyecekler olacaktır, “madem birden çok tanrı var neden düzen bozulmuyor (sanki bir düzen varmış gibi)” diye, dostum bunlar insan değil, adı üstünde tanrı, yüksek bilinçli varlıklar,çocuk gibi veya insan gibi kavga mı edecekler? Sence bu mantıklı mı? zaten isteseler de birbirlerini yok edemezler ama bunu yapmazlar da, insan-tanrı kavramını anlamanız gerek önce,
Tanrılardan bahsetmek gerekirse, tanrılar öz enerjiden oluşur, yok edilemezler ve güçleri de sınırsız değildir, aynı anda her yerdedirler, kaç tane tanrı olduğu bilinmiyor,bizim dinimizde iletişim kurduğumuz ve bize yardım eden 72 tane tanrı(demon) var efendimizden başka, aslında biz yokken tanrılar da yoktu, çünkü bir tanrının tanrı olması için ona tapan insan veya insanlar olması gerekiyor, yani tanrılar bizi yaratmışken -yoktan bir var etme değil- biz de tanrıları yarattık, 72 demon ile iletişime geçebiliriz, onlar bizim tanrılarımızdır, önce size 2 ana güçten, bir nevi tanrıların liderlerinden bahsedebilirim, elohim (allah) vahşidir, gücü kaba kuvvetten ileriye gitmez, (bir insanın bildiklerinden ve bilebileceklerinden milyarlarca şey fazla bilmesine rağmen,tanrı mertebesine göre vahşi ve cahildir yani ona tapanlar da pek farklı değildir günümüzde,buradan anlayabilirsiniz.) bunun örneğini yine size her şey gibi çok eksik ve çok yanlış verilmiş olsa da nuh olayında görebilirsiniz, gücü nün son sınırı ve örneği odur elohimin , tanrıların gücü de onlara tapan (enerji veren) insan arttıkça artar, ama bu gücü kullanmayı bilmek önemli olan, elohimin kaba kuvveti bütün insanlar ona tapsa da efendimizle kıyaslandığında işlevsizdir, şimdi biraz da efendimiz şeytanın gücünden bahsedelim, o daha önceden de dediğim gibi bilimin tanrısıdır, evet tanrıların da bilimi vardır, efendimizin gücü kaba kuvvet değildir, (denizleri yarmak, tufanlar hastalıklar çıkartmak insanları taş etmek onlara da gücü yetse de,şöyle düşünün oyunlarda daha güçlü bir kılıcınız varken neden güçsüzü kullanasınız?) onun gücü elohimin asla yapamayacağı bilimdir, şu anda yaptıkları ve yapabileceklerini tam açıklayamıyorum size, bu toplamayı bilmeden çarpma yapmaya çalışmak gibidir, kafanız karışır, ama efendimiz yenmiştir elohimi tanrılar bahçesinde, ve sonra terk etmiştir orayı,özgürleştirdikten sonra insanı. Kitaplarımızda çok güzel anlatıldığı için buraya sıkıştırmayı uygun görmedim.
Dediğim gibi biz allahın (elohim) varlığını ve tanrılığını inkar etmeyiz onun ettiği gibi, elohim ve yanındaki tanrılar insanın enerjisini sömürür hayatı boyunca ve ölünce de, bundan güç alırlar, Hristiyanlar,Müslümanlar ve museviler elohime yakındır (ki o 3 dini de elohim göndermiştir, düşün! Kendi dinini koruyamayan bir tanrı) satanistler,agnostikler,paganlar, ateistler deistler vs ise efendimize yakındır, elohim adının çokça zikredilmesinden, ona kulluk edilmesinden, adına kan dökülmesinden (kurban,kutsal cihat, haçlı seferleri...) adına oruç tutulmasından,tecavüzden ve umutsuzluktan güç alır, efendimiz ise kısaca özgürlüğümüzden,zevkimizden (cinsel değildir sadece zevk, ondan da güç alır efendimiz fakat müzik dinlerken de zevk alır insan -bu yüzden mekruhtur müzik islamda,tabi allahın adına yapılıyorsa başka! Ne ikiyüzlüdür onlar- resim çizerken de zevk alır insan,gibi gibi...), güç alır, satanizmdeki en büyük ibadet hayattan zevk almak ve evreni güzelleştirmek, bilim ve sanatla uğraşmaktır. Aranızda “nasıl elohim insanları sömürmek istiyor” islam hoşgörü (:D) dinidir diye soracaklar için de şimdiden konuşayım, Düşün! Hadiste din eğitiminin 6(veya 10 du) yaşından itibaren verilmesi gerektiğini söyler, 13 yaşında bir kız çocuğu regl olduktan ertesi gün 5 vakit namazı ve 1 ay orucu farz olur (yapmazsa sonsuz cehennem) ve yine ertesi gün evlendirilebilir, bu sömürmek değil de nedir? Bir din düşünün,size daha küçücük bir çocukken takıyor zincirlerini ve ölene kadar çıkartmıyor,eğer en ufak bir sorgulama veya itaatsizlik yaparsanız da sizi sonsuz azap ile korkutuyor. Arapların yüzlerce yıl önce gelmiş olan kitaplarının size artık uymadığını görmez misiniz? Hristiyanlık ve musevilik çok mu farklı sanki? Aynıdır hepsi,
Size biraz da ibadet ve yasaklarımızdan bahsedeyim, satanizmde zorunlu bir ibadet yoktur, ibadetimiz zevkimizdir, yani zevk almak ibadettir, mesela şu anda burada yaptığım da benim ibadetimdir, yanlış anlaşılmasın, ben insanları bilgilendirmekten zevk alıyorum,istersek yaparız gene ayin ve ritüeller,zorunlu değildir, bu zevk ve teşekkürümüzdür efendimize, yasaklardan bahsedeyim bir de size, canlılara ve doğaya zarar vermek, bir insanın özgürlüğünü kısıtlamak gibi şeylerdir bize yasak olanlar, ayrıca kitaplarımızda bulunduğunuz devrin kurallarına uyun der. Aranızda yine soranlar olacaktır, “diyelim ki ben tecavüzden zevk alıyorum veya bir canlıya zarar vermekten,o zaman ne olacak?” Diye, bu (tecavüz) yasaktır arkadaşlar, başka bir insanın özgürlüğünü kısıtladığınız için, sadistlik olayına gelirsek,karşıdaki insanın rızası varsa olabilir, yani o da mazoşistse, acı çekmekten zevk alıyorsa sorun yok bu bir yasak değil, ama dediğim gibi karşı taraf istemiyorsa bu da kesinlikle yasaktır.
Kısaca dinimizin topluluk yapısından bahsetmek gerekirse, efendimiz kendisine inananlara ‘seçkin’ der, kullarım değil (bize değer verdiği için) bir çok seçkin toplanarak toplulukları oluştururlar(küçük sayılabilecek oluşumlar) bu toplulukların başkanları vardır, bu başkanlar da rahip ve rahibelere bağlıdır, rahip ve rahibeler çok bilgili insanlardır, neredeyse her lejyona (lejyonlar topluluklara kıyasla daha büyüktürler) bir rahip ve rahibe atanır,ama rahip-rahibesiz lejyonlar da vardır,bütün lejyonlar ve topluluklar ise baş kara rahibe-rahibeye (erkek de olabilir kadın da) bağlıdır.
Size şu anda anlatacaklarım bu kadar temel sayılabilecek başlangıç bilgilerini verdim, sorduğunuz her alakalı soruya cevap vereceğim, lütfen saygınızı elden bırakmamaya dikkat edin, bu noktada biraz ciddiyet bekliyorum, küfür-argo kullananları direk blockluyorum çünkü, eğer sormaya çekindiğiniz veya başka tür sorular varsa veya daha derin bilgi almak daha iyi tanıyıp-araştırmak istiyorsanız bana özelden yazın,ama tercihen sorularınızı bu posta yorum olarak yazın, başkaları da görsün,bilgilensin.
submitted by Baphomet-exe to KGBTR [link] [comments]


2020.05.22 13:12 Baphomet-exe Satanizm nedir? Sataniste sorun

Merhaba,bugün size satanizmden bahsedeceğim ve bütün sorularınızı cevaplayacağım, bu yazı biraz uzun olacak, en iyisi başlayayım;
Satanizm 2 ekole ayrılır, ateistik satanizm ve teistik satanizm, ateistik satanizm yani LaVeyan satanizm bir felsefi akımdır, kurucusu Anton Szandor LaVey ‘dir (1930-1997) LaVeyan satanistler şeytanı gerçek bir varlıktan,tanrıdan çok bir ikon,sembol olarak görürler,bir din değildir ama bizim söylediğimiz şeyleri söylerler,özgürleşin, sahte dinlerin şeriatları ve aptal kurallarına uymayın derler, ve yer yer bizim kitaplarımızı (ileride anlatacağım) da kullanırlar.Şimdi gelelim uzun uzun konuşacağımız Teistik Satanizm’e ;
Teistik satanizm de 2 ekole ayrılır, Spritüel Satanizm ve Luciferizm olarak, ilk önce Luciferizm den bahsedelim;
Luciferizm ekolünün takipçisi çok azdır,kendilerini şeytanın ‘en’ üstün topluluğu olarak görürler, ritüelleri ve kendileri hakkında dış dünyaya tamamen kapalıdırlar, kendileri hakkında benim de bir bilgim yok. Türkiyede faaliyetleri var mı onu da bilmiyorum.
Spritüel Satanizme geçmeden önce size satanizmin yanlış tanınmasında büyük emeği geçen 2 topluluktan ve internetteki bilgilerden bahsedeceğim kısaca;
İnternette gördüğünüz bilgilerin %99u yalandır, bunu unutmayın, yok satanist röportajı yapmış vs vs hadi ordan! Günümüzde hiçbir satanist kendini topluma mâl etmez, hepsi gizlidir,saklıdır,inanmayın. Youtubedeki videoların ise %100 ü yalan,bunu da bilin. Gelelim topluluklara;
İblistaparlar, iblistaparlar şeytanın semavi dinlerdeki ‘kötü’ anlatımına tapar, kedi kesme,insan öldürme gibi saçma sapan şeyleri bu grup yapar,(satanizmde çok az olan yasaklardan en büyüklerini çiğnerler) kesinlikle bir ekol veya satanizmin içinde bulunan bir inanç değildir, sadistliğini şeytanın gölgesi altında yaşamaya çalışan ve satanizmin adını kirleten insan müsveddeleri.
Joy of Satan inancı şeytan dair tüm tanrıları (demonlar ve elohimin(allah) yanında olanlar,ilerde açıklayacağım) bir uzaylı ırkı olarak görür ve uzaylı olan tanrılara tapar, hitlerin bu ırkın dna’sına sahip olduğunu ve otuz yıldan fazla çalışarak kendini tanrılaştırdığına inanır, bizim inancımızdan ayrıdır.
Şimdi geçelim spritüel satanizme, spritüel satanizm bir dindir ve bütün semavi dinlerden eskidir (günümüzde spritüel satanizm dense de antik paganizmden gelir bu yüzden günümüzdeki bütün dinlerden eskidir belki de), tanrısı şeytan yani loki,seth,iblis,lucifer,mara,baphomet,satan,satanus... dir, efendimize binyıllardır farklı isimler verilmiş olsa da efendimiz iyi de olsa kötü de olsa bütün isimleri ve sembolleri kabul etmiştir -666, baphomet in sigili,keçi,kara kedi,ters haç- gibi aslında efendimizin tek bir sembolü vardır, luciferin sigili, ki onu da internette bulamazsınız, lafta bulduklarınız da gerçek olmaz, hiç araştırmayın kendinizi yormayın. Şeytan bilimin,ışığın,eşitliğin,özgürlüğün,zevkin tanrısıdır, 3 kitabımız vardır (ve kutsal değildirler,çünkü bizim tanrımız kitaplarının köhneleştiğini kabul edemeyecek kadar gururlu ve aptal değil,zamanı gelince bu kitapların da hükmü kalkacak) , toplamda 90 sayfadır ve binlerce sayfa tefsiri yoktur,başka bir dile çevrilince de anlamını yitirmez, zaten aklı olan insan da anlar bunları,ben söylüyorum sadece. Satanizm (normalde spritüel satanizm demem gerekiyor ama çok uzun,ben satanizm yazayım siz de anlayın .d) çok tanrılı bir dindir, ama 2 karşıt görüş vardır tanrılarda ve bunlar elohim(yani allah) (insanı sömürmek isteyenler) şeytan -ki biz kendi içimizde genelde şeytan demeyiz- (insanı özgürleştirmek isteyenler) olarak ikiye ayrılır, tanrılar bahçesinde (size cennet denilen yer ve hayır, cehennem de yok.) ilk anlaşmazlık da bu yüzden çıkmıştır, bazı tanrılar elohimin (allah) tarafını tutmuştur, (bu yüzden kuranda biz der, ve bu yüzden gerçeği yansıtmayan 99 ismi var.) bazı tanrılar da efendimiz şeytanın tarafını tutmuştur (bilinen 72 demon) ama aklınıza savaş gelmesin, aranızda diyecekler olacaktır, “madem birden çok tanrı var neden düzen bozulmuyor (sanki bir düzen varmış gibi)” diye, dostum bunlar insan değil, adı üstünde tanrı, yüksek bilinçli varlıklar,çocuk gibi veya insan gibi kavga mı edecekler? Sence bu mantıklı mı? zaten isteseler de birbirlerini yok edemezler ama bunu yapmazlar da, insan-tanrı kavramını anlamanız gerek önce,
Tanrılardan bahsetmek gerekirse, tanrılar öz enerjiden oluşur,yok edilemezler ve güçleri de sınırsız değildir, aynı anda her yerdedirler, kaç tane tanrı olduğu bilinmiyor,bizim dinimizde iletişim kurduğumuz ve bize yardım eden 72 tane tanrı(demon) var efendimizden başka, aslında biz yokken tanrılar da yoktu, çünkü bir tanrının tanrı olması için ona tapan insan veya insanlar olması gerekiyor, 72 demonu isimlerini ne konuda yardım ettiklerini size teker teker açıklayabilirim ama açıklayamam,çünkü bu bilgiler araştırmacılara verilmiyor, ama size 2 ana güçten, bir nevi tanrıların liderlerinden bahsedebilirim, elohim (allah) vahşidir, gücü kaba kuvvetten ileriye gitmez, (bir insanın bildiklerinden ve bilebileceklerinden milyarlarca şey fazla bilmesine rağmen,tanrı mertebesine göre vahşi ve cahildir yani ona tapanlar da pek farklı değildir günümüzde,buradan anlayabilirsiniz.) bunun örneğini yine size her şey gibi eksik ve yanlış verilmiş olsa da nuh olayında görebilirsiniz, gücü nün son sınırı ve örneği odur elohimin,tanrıların gücü de onlara tapan (enerji veren) insan arttıkça artar, ama bu gücü kullanmayı bilmek önemli olan, elohimin kaba kuvveti bütün insanlar ona tapsa da efendimizle kıyaslandığında işlevsizdir, şimdi biraz da efendimiz şeytanın gücünden bahsedelim, o daha önceden de dediğim gibi bilimin tanrısıdır, evet tanrıların da bilimi vardır, efendimizin gücü kaba kuvvet değildir, (denizleri yarmak, tufanlar hastalıklar çıkartmak insanları taş etmek onlara da gücü yetse de,şöyle düşünün oyunlarda daha güçlü bir kılıcınız varken neden güçsüzü kullanasınız?) onun gücü elohimin asla yapamayacağı bilimdir, şu anda yaptıkları ve yapabileceklerini tam açıklayamıyorum size, bu toplamayı bilmeden çarpma yapmaya çalışmak gibidir, kafanız karışır, ama efendimiz yenmiştir elohimi tanrılar bahçesinde, ve sonra terk etmiştir orayı,özgürleştirdikten sonra insanı.
Dediğim gibi biz allahın (elohim) varlığını ve tanrılığını inkar etmeyiz onun ettiği gibi, elohim ve yanındaki tanrılar insanın enerjisini sömürür hayatı boyunca ve ölünce de, bundan güç alırlar, Hristiyanlar,Müslümanlar ve museviler elohime yakındır (ki o 3 dini de elohim göndermiştir, düşün! Kendi dinini koruyamayan bir tanrı) satanistler,agnostikler,paganlar, ateistler deistler vs ise efendimize yakındır, elohim adının çokça zikredilmesinden, ona kulluk edilmesinden, adına kan dökülmesinden (kurban,kutsal cihat, haçlı seferleri...) adına oruç tutulmasından güç alır, efendimiz ise kısaca özgürlüğümüzden,zevkimizden (cinsel değildir sadece zevk arkadaşlar,ondan da güç alır efendimiz ama müzik dinlerken de zevk alır insan -bu yüzden mekruhtur müzik islamda,tabi allahın adına yapılıyorsa başka! Ne ikiyüzlüdür onlar- resim çizerken de zevk alır insan,gibi gibi) , güç alır, satanizmdeki en büyük ibadet hayattan zevk almak ve evreni güzelleştirmektir. Aranızda “nasıl elohim insanları sömürmek istiyor” islam hoşgörü (:D) dinidir diye soracaklar için de şimdiden konuşayım, Düşün! Hadiste din eğitiminin 6(veya 10 du) yaşından itibaren verilmesi gerektiğini söyler, 13 yaşında bir kız çocuğu regl olduktan ertesi gün 5 vakit namazı ve 1 ay orucu farz olur (yapmazsa sonsuz cehennem) ve yine ertesi gün evlendirilebilir, bu sömürmek değil de nedir? Bir din düşünün,size daha küçücük bir çocukken takıyor zincirlerini ve ölene kadar çıkartmıyor,eğer en ufak bir sorgulama veya itaatsizlik yaparsanız da sizi sonsuz azap ile korkutuyor. Arapların yüzlerce yıl önce gelmiş olan kitaplarının size artık uymadığını görmez misiniz? Hristiyanlık ve musevilik çok mu farklı sanki? Aynıdır hepsi,
Size biraz da ibadet ve yasaklarımızdan bahsedeyim, satanizmde zorunlu bir ibadet yoktur, ibadetimiz zevkimizdir, yani zevk almak ibadettir,mesela şu anda burada yaptığım da benim ibadetimdir, yanlış anlaşılmasın, ben insanları bilgilendirmekten zevk alıyorum,istersek yaparız gene ayin ve ritüeller,zorunlu değildir, bu zevk ve teşekkürümüzdür efendimize, günahlardan bahsedeyim bir de size, canlılara ve doğaya zarar vermek, bir insanın özgürlüğünü kısıtlamak gibi şeylerdir bize yasak olanlar, aranızda yine soranlar olacaktır, “diyelim ki ben tecavüzden zevk alıyorum veya bir canlıya zarar vermekten,o zaman ne olacak?” Diye, bu (tecavüz) yasaktır arkadaşlar, başka bir insanın özgürlüğünü kısıtladığınız için, sadistlik olayına gelirsek,karşıdaki insanın rızası varsa olabilir,yani o da mazoşistse,acı çekmekten zevk alıyorsa sorun yok,ama dediğim gibi karşı taraf istemiyorsa bu da kesinlikle yasaktır.
Kısaca dinimizin topluluk yapısından bahsetmek gerekirse, efendimiz kendisine inananlara ‘seçkin’ der, kullarım değil (bize değer verdiği için) bir çok seçkin toplanarak toplulukları oluştururlar(küçük sayılabilecek oluşumlar) bu toplulukların başkanları vardır, bu başkanlar da rahip ve rahibelere bağlıdır, rahip ve rahibeler çok bilgili insanlardır, neredeyse her lejyona (lejyonlar topluluklara kıyasla daha büyüktürler) bir rahip ve rahibe atanır,ama rahip-rahibesiz lejyonlar da vardır,bütün lejyonlar ve topluluklar ise baş kara rahibe-rahibeye (erkek de olabilir kadın da) bağlıdır.
Size şu anda anlatacaklarım bu kadar, sorduğunuz her alakalı soruya cevap vereceğim, lütfen saygınızı elden bırakmamaya dikkat edin, bu noktada biraz ciddiyet bekliyorum, küfür-argo kullananları direk blockluyorum çünkü, eğer sormaya çekindiğiniz veya başka tür sorular varsa veya daha derin bilgi almak daha iyi tanıyıp-araştırmak istiyorsanız bana özelden yazın,ama tercihen sorularınızı bu posta yorum olarak yazın, başkaları da görsün,bilgilensin.
submitted by Baphomet-exe to ToplumsalTartishma [link] [comments]


2020.05.21 09:50 Baphomet-exe Satanizm nedir? Sataniste sorun

Merhaba,bugün size satanizmden bahsedeceğim ve bütün sorularınızı cevaplayacağım, bu yazı biraz uzun olacak, en iyisi başlayayım;
Satanizm 2 ekole ayrılır, ateistik satanizm ve teistik satanizm, ateistik satanizm yani LaVeyan satanizm bir felsefi akımdır, kurucusu Anton Szandor LaVey ‘dir (1930-1997) LaVeyan satanistler şeytanı gerçek bir varlıktan,tanrıdan çok bir ikon,sembol olarak görürler,bir din değildir ama bizim söylediğimiz şeyleri söylerler,özgürleşin, sahte dinlerin şeriatları ve aptal kurallarına uymayın derler, ve yer yer bizim kitaplarımızı (ileride anlatacağım) da kullanırlar.Şimdi gelelim uzun uzun konuşacağımız Teistik Satanizm’e ;
Teistik satanizm de 2 ekole ayrılır, Spritüel Satanizm ve Luciferizm olarak, ilk önce Luciferizm den bahsedelim;
Luciferizm ekolünün takipçisi çok azdır,kendilerini şeytanın ‘en’ üstün topluluğu olarak görürler, ritüelleri ve kendileri hakkında dış dünyaya tamamen kapalıdırlar, kendileri hakkında benim de bir bilgim yok. Türkiyede faaliyetleri var mı onu da bilmiyorum.
Spritüel Satanizme geçmeden önce size satanizmin yanlış tanınmasında büyük emeği geçen 2 topluluktan ve internetteki bilgilerden bahsedeceğim kısaca;
İnternette gördüğünüz bilgilerin %99u yalandır, bunu unutmayın, yok satanist röportajı yapmış vs vs hadi ordan Günümüzde hiçbir satanist kendini topluma mâl etmez, hepsi gizlidir,saklıdır,inanmayın. Youtubedeki videoların ise %100 ü yalan,bunu da bilin. Gelelim topluluklara;
İblistaparlar, iblistaparlar şeytanın semavi dinlerdeki ‘kötü’ anlatımına tapar, kedi kesme,insan öldürme gibi saçma sapan şeyleri bu grup yapar,(satanizmde çok az olan yasaklardan en büyüklerini çiğnerler) kesinlikle bir ekol veya satanizmin içinde bulunan bir inanç değildir, sadistliğini şeytanın gölgesi altında yaşamaya çalışan ve satanizmin adını kirleten insan müsveddeleri.
Joy of Satan inancı şeytan dair tüm tanrıları (demonlar ve elohimin(allah) yanında olanlar,ilerde açıklayacağım) bir uzaylı ırkı olarak görür ve uzaylı olan tanrılara tapar, hitlerin bu ırkın dna’sına sahip olduğunu ve otuz yıldan fazla çalışarak kendini tanrılaştırdığına inanır, bizim inancımızdan ayrıdır.
Şimdi geçelim spritüel satanizme, spritüel satanizm bir dindir ve bütün semavi dinlerden eskidir (günümüzde spritüel satanizm dense de antik paganizmden gelir bu yüzden günümüzdeki bütün dinlerden eskidir belki de), tanrısı şeytan yani loki,seth,iblis,lucifer,mara,baphomet,satan,satanus... dir, efendimize binyıllardır farklı isimler verilmiş olsa da efendimiz iyi de olsa kötü de olsa bütün isimleri ve sembolleri kabul etmiştir -666, baphomet in sigili,keçi,kara kedi,ters haç- gibi aslında efendimizin tek bir sembolü vardır, luciferin sigili, ki onu da internette bulamazsınız, lafta bulduklarınız da gerçek olmaz, hiç araştırmayın kendinizi yormayın. Şeytan bilimin,ışığın,eşitliğin,özgürlüğün,zevkin tanrısıdır, 3 kitabımız vardır (ve kutsal değildirler,çünkü bizim tanrımız kitaplarının köhneleştiğini kabul edemeyecek kadar gururlu ve aptal değil,zamanı gelince bu kitapların da hükmü kalkacak) , toplamda 90 sayfadır ve binlerce sayfa tefsiri yoktur,başka bir dile çevrilince de anlamını yitirmez, zaten aklı olan insan da anlar bunları,ben söylüyorum sadece. Satanizm (normalde spritüel satanizm demem gerekiyor ama çok uzun,ben satanizm yazayım siz de anlayın .d) çok tanrılı bir dindir, ama 2 karşıt görüş vardır tanrılarda ve bunlar elohim(yani allah) (insanı sömürmek isteyenler) şeytan -ki biz kendi içimizde genelde şeytan demeyiz- (insanı özgürleştirmek isteyenler) olarak ikiye ayrılır, tanrılar bahçesinde (size cennet denilen yer ve hayır, cehennem de yok.) ilk anlaşmazlık da bu yüzden çıkmıştır, bazı tanrılar elohimin (allah) tarafını tutmuştur, (bu yüzden kuranda biz der, ve bu yüzden gerçeği yansıtmayan 99 ismi var.) bazı tanrılar da efendimiz şeytanın tarafını tutmuştur (bilinen 72 demon) ama aklınıza savaş gelmesin, aranızda diyecekler olacaktır, “madem birden çok tanrı var neden düzen bozulmuyor (sanki bir düzen varmış gibi)” diye, dostum bunlar insan değil, adı üstünde tanrı, yüksek bilinçli varlıklar,çocuk gibi veya insan gibi kavga mı edecekler? Sence bu mantıklı mı? zaten isteseler de birbirlerini yok edemezler ama bunu yapmazlar da, insan-tanrı kavramını anlamanız gerek önce,
Tanrılardan bahsetmek gerekirse, tanrılar öz enerjiden oluşur,yok edilemezler ve güçleri de sınırsız değildir, aynı anda her yerdedirler, kaç tane tanrı olduğu bilinmiyor,bizim dinimizde iletişim kurduğumuz ve bize yardım eden 72 tane tanrı(demon) var efendimizden başka, aslında biz yokken tanrılar da yoktu, çünkü bir tanrının tanrı olması için ona tapan insan veya insanlar olması gerekiyor, 72 demonu isimlerini ne konuda yardım ettiklerini size teker teker açıklayabilirim ama açıklayamam,çünkü bu bilgiler araştırmacılara verilmiyor, ama size 2 ana güçten, bir nevi tanrıların liderlerinden bahsedebilirim, elohim (allah) vahşidir, gücü kaba kuvvetten ileriye gitmez, (bir insanın bildiklerinden ve bilebileceklerinden milyarlarca şey fazla bilmesine rağmen,tanrı mertebesine göre vahşi ve cahildir yani ona tapanlar da pek farklı değildir günümüzde,buradan anlayabilirsiniz.) bunun örneğini yine size her şey gibi eksik ve yanlış verilmiş olsa da nuh olayında görebilirsiniz, gücü nün son sınırı ve örneği odur elohimin,tanrıların gücü de onlara tapan (enerji veren) insan arttıkça artar, ama bu gücü kullanmayı bilmek önemli olan, elohimin kaba kuvveti bütün insanlar ona tapsa da efendimizle kıyaslandığında işlevsizdir, şimdi biraz da efendimiz şeytanın gücünden bahsedelim, o daha önceden de dediğim gibi bilimin tanrısıdır, evet tanrıların da bilimi vardır, efendimizin gücü kaba kuvvet değildir, (denizleri yarmak, tufanlar hastalıklar çıkartmak insanları taş etmek onlara da gücü yetse de,şöyle düşünün oyunlarda daha güçlü bir kılıcınız varken neden güçsüzü kullanasınız?) onun gücü elohimin asla yapamayacağı bilimdir, şu anda yaptıkları ve yapabileceklerini tam açıklayamıyorum size, bu toplamayı bilmeden çarpma yapmaya çalışmak gibidir, kafanız karışır, ama efendimiz yenmiştir elohimi tanrılar bahçesinde, ve sonra terk etmiştir orayı,özgürleştirdikten sonra insanı.
Dediğim gibi biz allahın (elohim) varlığını ve tanrılığını inkar etmeyiz onun ettiği gibi, elohim ve yanındaki tanrılar insanın enerjisini sömürür hayatı boyunca ve ölünce de, bundan güç alırlar, Hristiyanlar,Müslümanlar ve museviler elohime yakındır (ki o 3 dini de elohim göndermiştir, düşün! Kendi dinini koruyamayan bir tanrı) satanistler,agnostikler,paganlar, ateistler deistler vs ise efendimize yakındır, elohim adının çokça zikredilmesinden, ona kulluk edilmesinden, adına kan dökülmesinden (kurban,kutsal cihat, haçlı seferleri...) adına oruç tutulmasından güç alır, efendimiz ise kısaca özgürlüğümüzden,zevkimizden (cinsel değildir sadece zevk arkadaşlar,ondan da güç alır efendimiz ama müzik dinlerken de zevk alır insan -bu yüzden mekruhtur müzik islamda,tabi allahın adına yapılıyorsa başka! Ne ikiyüzlüdür onlar- resim çizerken de zevk alır insan,gibi gibi) , güç alır, satanizmdeki en büyük ibadet hayattan zevk almak ve evreni güzelleştirmektir. Aranızda “nasıl elohim insanları sömürmek istiyor” islam hoşgörü (:D) dinidir diye soracaklar için de şimdiden konuşayım, Düşün! Hadiste din eğitiminin 6(veya 10 du) yaşından itibaren verilmesi gerektiğini söyler, 13 yaşında bir kız çocuğu regl olduktan ertesi gün 5 vakit namazı ve 1 ay orucu farz olur (yapmazsa sonsuz cehennem) ve yine ertesi gün evlendirilebilir, bu sömürmek değil de nedir? Bir din düşünün,size daha küçücük bir çocukken takıyor zincirlerini ve ölene kadar çıkartmıyor,eğer en ufak bir sorgulama veya itaatsizlik yaparsanız da sizi sonsuz azap ile korkutuyor. Arapların yüzlerce yıl önce gelmiş olan kitaplarının size artık uymadığını görmez misiniz? Hristiyanlık ve musevilik çok mu farklı sanki? Aynıdır hepsi,
Size biraz da ibadet ve yasaklarımızdan bahsedeyim, satanizmde zorunlu bir ibadet yoktur, ibadetimiz zevkimizdir, yani zevk almak ibadettir,mesela şu anda burada yaptığım da benim ibadetimdir, yanlış anlaşılmasın, ben insanları bilgilendirmekten zevk alıyorum,istersek yaparız gene ayin ve ritüeller,zorunlu değildir, bu zevk ve teşekkürümüzdür efendimize, günahlardan bahsedeyim bir de size, canlılara ve doğaya zarar vermek, bir insanın özgürlüğünü kısıtlamak gibi şeylerdir bize yasak olanlar, aranızda yine soranlar olacaktır, “diyelim ki ben tecavüzden zevk alıyorum veya bir canlıya zarar vermekten,o zaman ne olacak?” Diye, bu (tecavüz) yasaktır arkadaşlar, başka bir insanın özgürlüğünü kısıtladığınız için, sadistlik olayına gelirsek,karşıdaki insanın rızası varsa olabilir,yani o da mazoşistse,acı çekmekten zevk alıyorsa sorun yok,ama dediğim gibi karşı taraf istemiyorsa bu da kesinlikle yasaktır.
Kısaca dinimizin topluluk yapısından bahsetmek gerekirse, efendimiz kendisine inananlara ‘seçkin’ der, kullarım değil (bize değer verdiği için) bir çok seçkin toplanarak toplulukları oluştururlar(küçük sayılabilecek oluşumlar) bu toplulukların başkanları vardır, bu başkanlar da rahip ve rahibelere bağlıdır, rahip ve rahibeler çok bilgili insanlardır, neredeyse her lejyona (lejyonlar topluluklara kıyasla daha büyüktürler) bir rahip ve rahibe atanır,ama rahip-rahibesiz lejyonlar da vardır,bütün lejyonlar ve topluluklar ise baş kara rahibe-rahibeye (erkek de olabilir kadın da) bağlıdır.
Size şu anda anlatacaklarım bu kadar, sorduğunuz her alakalı soruya cevap vereceğim, lütfen saygınızı elden bırakmamaya dikkat edin, bu noktada biraz ciddiyet bekliyorum, küfür-argo kullananları direk blockluyorum çünkü, eğer sormaya çekindiğiniz veya başka tür sorular varsa veya daha derin bilgi almak daha iyi tanıyıp-araştırmak istiyorsanız bana özelden yazın,ama tercihen sorularınızı bu posta yorum olarak yazın, başkaları da görsün,bilgilensin.
submitted by Baphomet-exe to ifadeozgurlugu [link] [comments]


2020.05.19 15:54 satanizm-roskva SATANİZM NEDİR? SATANİSTE SORUN.

Merhaba,bugün size satanizmden bahsedeceğim ve bütün sorularınızı cevaplayacağım, bu yazı biraz uzun olacak, en iyisi başlayayım,başlamadan önce SON PARAGRAFI OKUYUN.
Satanizm 2 ekole ayrılır, ateistik satanizm ve teistik satanizm, ateistik satanizm yani LaVeyan satanizm bir felsefi akımdır, kurucusu Anton Szandor LaVey ‘dir (1930-1997) LaVeyan satanistler şeytanı gerçek bir varlıktan,tanrıdan çok bir ikon,sembol olarak görürler,bir din değildir ama bizim söylediğimiz şeyleri söylerler,özgürleşin, sahte dinlerin şeriatları ve aptal kurallarına uymayın derler, ve yer yer bizim kitaplarımızı (ileride anlatacağım) da kullanırlar. Şimdi gelelim uzun uzun konuşacağımız Teistik Satanizm’e ; Teistik satanizm de 2 ekole ayrılır, Spritüel Satanizm ve Luciferizm olarak, ilk önce Luciferizm den bahsedelim; Luciferizm ekolünün takipçisi çok azdır,kendilerini şeytanın ‘en’ üstün topluluğu olarak görürler, ritüelleri ve kendileri hakkında dış dünyaya tamamen kapalıdırlar, kendileri hakkında benim de bir bilgim yok. Türkiyede faaliyetleri var mı onu da bilmiyorum.
Spritüel Satanizme geçmeden önce size satanizmin yanlış tanınmasında büyük emeği geçen 2 topluluktan ve internetteki bilgilerden bahsedeceğim kısaca; İnternette gördüğünüz bilgilerin %99u yalandır, bunu unutmayın, yok satanist röportajı yapmış vs vs hadi ordan! Günümüzde hiçbir satanist kendini topluma mâl etmez, hepsi gizlidir,saklıdır,inanmayın. Youtubedeki videoların ise %100 ü yalan,bunu da bilin. Gelelim topluluklara; İblistaparlar, iblistaparlar şeytanın semavi dinlerdeki ‘kötü’ anlatımına tapar, kedi kesme,insan öldürme gibi saçma sapan şeyleri bu grup yapar,(satanizmde çok az olan yasaklardan en büyüklerini çiğnerler) kesinlikle bir ekol veya satanizmin içinde bulunan bir inanç değildir, sadistliğini şeytanın gölgesi altında yaşamaya çalışan ve satanizmin adını kirleten insan müsveddeleri.
Joy of Satan inancı şeytan dair tüm tanrıları (demonlar ve elohimin -allah- yanında olanlar,ilerde açıklayacağım) bir uzaylı ırkı olarak görür ve uzaylı olan tanrılara tapar, hitlerin bu ırkın dna’sına sahip olduğunu ve otuz yıldan fazla çalışarak kendini tanrılaştırdığına inanır, bizim inancımızdan ayrıdır,alakası yoktur.
Şimdi geçelim spritüel satanizme, spritüel satanizm bir dindir ve bütün semavi dinlerden eskidir (günümüzde spritüel satanizm dense de antik paganizmden gelir bu yüzden günümüzdeki bütün dinlerden eskidir belki de), tanrısı şeytan yani loki,seth,iblis,lucifer,mara,baphomet,satan,satanus... dir, efendimize binyıllardır farklı isimler verilmiş olsa da efendimiz iyi de olsa kötü de olsa bütün isimleri ve sembolleri kabul etmiştir -666, baphomet in sigili,keçi,kara kedi,ters haç- gibi aslında efendimizin tek bir sembolü vardır, luciferin sigili, ki onu da internette bulamazsınız, lafta bulduklarınız da gerçek olmaz, hiç araştırmayın kendinizi yormayın.
Şeytan bilimin,ışığın,eşitliğin,özgürlüğün,zevkin tanrısıdır, 3 kitabımız vardır (ve kutsal değildirler,çünkü bizim tanrımız kitaplarının köhneleştiğini kabul edemeyecek kadar gururlu ve aptal değil,zamanı gelince bu kitapların da hükmü kalkacak) , toplamda 90 sayfadır ve binlerce sayfa tefsiri yoktur,başka bir dile çevrilince de anlamını yitirmez, zaten aklı olan insan da anlar bunları,ben söylüyorum sadece.
Satanizm (normalde spritüel satanizm demem gerekiyor ama çok uzun,ben satanizm yazayım siz de anlayın .d) çok tanrılı bir dindir, ama 2 karşıt görüş vardır tanrılarda ve bunlar elohim(yani allah) (insanı sömürmek isteyenler) şeytan -ki biz kendi içimizde genelde şeytan demeyiz- (insanı özgürleştirmek isteyenler) olarak ikiye ayrılır, tanrılar bahçesinde (size cennet denilen yer ve hayır, cehennem de yok.) ilk anlaşmazlık da bu yüzden çıkmıştır, bazı tanrılar elohimin (allah) tarafını tutmuştur, (bu yüzden kuranda biz der, ve bu yüzden gerçeği yansıtmayan 99 ismi var.) bazı tanrılar da efendimiz şeytanın tarafını tutmuştur (bilinen 72 demon) ama aklınıza savaş gelmesin, aranızda diyecekler olacaktır, “madem birden çok tanrı var neden düzen bozulmuyor (sanki bir düzen varmış gibi)” diye, dostum bunlar insan değil, adı üstünde tanrı, yüksek bilinçli varlıklar,çocuk gibi veya insan gibi kavga mı edecekler? Sence bu mantıklı mı? zaten isteseler de birbirlerini yok edemezler ama bunu yapmazlar da, insan-tanrı kavramını anlamanız gerek önce.
Tanrılardan bahsetmek gerekirse, tanrılar öz enerjiden oluşur,yok edilemezler ve güçleri de sınırsız değildir, aynı anda her yerdedirler, kaç tane tanrı olduğu bilinmiyor,bizim dinimizde iletişim kurduğumuz ve bize yardım eden 72 tane tanrı(demon) var efendimizden başka, aslında biz yokken tanrılar da yoktu, çünkü bir tanrının tanrı olması için ona tapan insan veya insanlar olması gerekiyor, 72 demonu isimlerini ne konuda yardım ettiklerini size teker teker açıklayabilirim ama açıklayamam,çünkü bu bilgiler araştırmacılara verilmiyor, ama size 2 ana güçten, bir nevi tanrıların liderlerinden bahsedebilirim, elohim (allah) vahşidir, gücü kaba kuvvetten ileriye gitmez, (bir insanın bildiklerinden ve bilebileceklerinden milyarlarca şey fazla bilmesine rağmen,tanrı mertebesine göre vahşi ve cahildir yani ona tapanlar da pek farklı değildir günümüzde,buradan anlayabilirsiniz.) bunun örneğini yine size her şey gibi eksik ve yanlış verilmiş olsa da nuh olayında görebilirsiniz, gücü nün son sınırı ve örneği odur elohimin,tanrıların gücü de onlara tapan (enerji veren) insan arttıkça artar, ama bu gücü kullanmayı bilmek önemli olan, elohimin kaba kuvveti bütün insanlar ona tapsa da efendimizle kıyaslandığında işlevsizdir, şimdi biraz da efendimiz şeytanın gücünden bahsedelim, o daha önceden de dediğim gibi bilimin tanrısıdır, evet tanrıların da bilimi vardır, efendimizin gücü kaba kuvvet değildir, (denizleri yarmak, tufanlar hastalıklar çıkartmak insanları taş etmek onlara da gücü yetse de,şöyle düşünün oyunlarda daha güçlü bir kılıcınız varken neden güçsüzü kullanasınız?) onun gücü elohimin asla yapamayacağı bilimdir, şu anda yaptıkları ve yapabileceklerini tam açıklayamıyorum size, bu toplamayı bilmeden çarpma yapmaya çalışmak gibidir, kafanız karışır, ama efendimiz yenmiştir elohimi tanrılar bahçesinde, ve sonra terk etmiştir orayı,özgürleştirdikten sonra insanı.
Dediğim gibi biz allahın (elohim) varlığını ve tanrılığını inkar etmeyiz onun ettiği gibi, elohim ve yanındaki tanrılar insanın enerjisini sömürür hayatı boyunca ve ölünce de, bundan güç alırlar, Hristiyanlar,Müslümanlar ve museviler elohime yakındır (ki o 3 dini de elohim göndermiştir, düşün! Kendi dinini koruyamayan bir tanrı) satanistler,agnostikler,paganlar, ateistler deistler vs ise efendimize yakındır, elohim adının çokça zikredilmesinden, ona kulluk edilmesinden, adına kan dökülmesinden (kurban,kutsal cihat, haçlı seferleri...) adına oruç tutulmasından güç alır, efendimiz ise kısaca özgürlüğümüzden,zevkimizden (cinsel değildir sadece zevk arkadaşlar,ondan da güç alır efendimiz ama müzik dinlerken de zevk alır insan -bu yüzden mekruhtur müzik islamda,tabi allahın adına yapılıyorsa başka! Ne ikiyüzlüdür onlar- resim çizerken de zevk alır insan,gibi gibi) , güç alır, satanizmdeki en büyük ibadet hayattan zevk almak ve evreni güzelleştirmektir. Aranızda “nasıl elohim insanları sömürmek istiyor” islam hoşgörü (:D) dinidir diye soracaklar için de şimdiden konuşayım, Düşün! Hadiste din eğitiminin 6(veya 10 du) yaşından itibaren verilmesi gerektiğini söyler, 13 yaşında bir kız çocuğu regl olduktan ertesi gün 5 vakit namazı ve 1 ay orucu farz olur (yapmazsa sonsuz cehennem) ve yine ertesi gün evlendirilebilir, bu sömürmek değil de nedir? Bir din düşünün,size daha küçücük bir çocukken takıyor zincirlerini ve ölene kadar çıkartmıyor,eğer en ufak bir sorgulama veya itaatsizlik yaparsanız da sizi sonsuz azap ile korkutuyor. Arapların yüzlerce yıl önce gelmiş olan kitaplarının size artık uymadığını görmez misiniz? Hristiyanlık ve musevilik çok mu farklı sanki? Aynıdır hepsi.
Size biraz da ibadet ve yasaklarımızdan bahsedeyim, satanizmde zorunlu bir ibadet yoktur, ibadetimiz zevkimizdir, yani zevk almak ibadettir,mesela şu anda burada yaptığım da benim ibadetimdir, yanlış anlaşılmasın, ben insanları bilgilendirmekten zevk alıyorum,istersek yaparız gene ayin ve ritüeller,zorunlu değildir, bu zevk ve teşekkürümüzdür efendimize, günahlardan bahsedeyim bir de size, canlılara ve doğaya zarar vermek, bir insanın özgürlüğünü kısıtlamak gibi şeylerdir bize yasak olanlar, aranızda yine soranlar olacaktır, “diyelim ki ben tecavüzden zevk alıyorum veya bir canlıya zarar vermekten,o zaman ne olacak?” Diye, bu (tecavüz) yasaktır arkadaşlar, başka bir insanın özgürlüğünü kısıtladığınız için, sadistlik olayına gelirsek,karşıdaki insanın rızası varsa olabilir,yani o da mazoşistse,acı çekmekten zevk alıyorsa sorun yok,ama dediğim gibi karşı taraf istemiyorsa bu da kesinlikle yasaktır.
Kısaca dinimizin topluluk yapısından bahsetmek gerekirse, efendimiz kendisine inananlara ‘seçkin’ der, kullarım değil (bize değer verdiği için) bir çok seçkin toplanarak toplulukları oluştururlar(küçük sayılabilecek oluşumlar) bu toplulukların başkanları vardır, bu başkanlar da rahip ve rahibelere bağlıdır, rahip ve rahibeler çok bilgili insanlardır, neredeyse her lejyona (lejyonlar topluluklara kıyasla daha büyüktürler) bir rahip ve rahibe atanır,ama rahip-rahibesiz lejyonlar da vardır,bütün lejyonlar ve topluluklar ise baş kara rahibe-rahibeye (erkek de olabilir kadın da) bağlıdır.
Size şu anda anlatacaklarım bu kadar, sorduğunuz her alakalı soruya cevap vereceğim, lütfen saygınızı elden bırakmamaya dikkat edin, bu noktada biraz ciddiyet bekliyorum, küfür-argo kullananları direk blockluyorum çünkü, eğer sormaya çekindiğiniz veya başka tür sorular varsa veya daha derin bilgi almak daha iyi tanıyıp-araştırmak istiyorsanız bana özelden yazın,ama tercihen sorularınızı bu posta yorum olarak yazın, başkaları da görsün,bilgilensin
submitted by satanizm-roskva to u/satanizm-roskva [link] [comments]


2020.05.17 19:48 Baphomet-exe Satanizm nedir? Sataniste sorun.

Merhaba,bugün size satanizmden bahsedeceğim ve bütün sorularınızı cevaplayacağım, bu yazı biraz uzun olacak, en iyisi başlayayım,başlamadan önce SON PARAGRAFI OKUYUN.
Satanizm 2 ekole ayrılır, ateistik satanizm ve teistik satanizm, ateistik satanizm yani LaVeyan satanizm bir felsefi akımdır, kurucusu Anton Szandor LaVey ‘dir (1930-1997) LaVeyan satanistler şeytanı gerçek bir varlıktan,tanrıdan çok bir ikon,sembol olarak görürler,bir din değildir ama bizim söylediğimiz şeyleri söylerler,özgürleşin, sahte dinlerin şeriatları ve aptal kurallarına uymayın derler, ve yer yer bizim kitaplarımızı (ileride anlatacağım) da kullanırlar.Şimdi gelelim uzun uzun konuşacağımız Teistik Satanizm’e ;
Teistik satanizm de 2 ekole ayrılır, Spritüel Satanizm ve Luciferizm olarak, ilk önce Luciferizm den bahsedelim;
Luciferizm ekolünün takipçisi çok azdır,kendilerini şeytanın ‘en’ üstün topluluğu olarak görürler, ritüelleri ve kendileri hakkında dış dünyaya tamamen kapalıdırlar, kendileri hakkında benim de bir bilgim yok. Türkiyede faaliyetleri var mı onu da bilmiyorum.
Spritüel Satanizme geçmeden önce size satanizmin yanlış tanınmasında büyük emeği geçen 2 topluluktan ve internetteki bilgilerden bahsedeceğim kısaca;
İnternette gördüğünüz bilgilerin %99u yalandır, bunu unutmayın, yok satanist röportajı yapmış vs vs hadi ordan! Günümüzde hiçbir satanist kendini topluma mâl etmez, hepsi gizlidir,saklıdır,inanmayın. Youtubedeki videoların ise %100 ü yalan,bunu da bilin. Gelelim topluluklara;
İblistaparlar, iblistaparlar şeytanın semavi dinlerdeki ‘kötü’ anlatımına tapar, kedi kesme,insan öldürme gibi saçma sapan şeyleri bu grup yapar,(satanizmde çok az olan yasaklardan en büyüklerini çiğnerler) kesinlikle bir ekol veya satanizmin içinde bulunan bir inanç değildir, sadistliğini şeytanın gölgesi altında yaşamaya çalışan ve satanizmin adını kirleten insan müsveddeleri.
Joy of Satan inancı şeytan dair tüm tanrıları (demonlar ve elohimin -allah- yanında olanlar,ilerde açıklayacağım) bir uzaylı ırkı olarak görür ve uzaylı olan tanrılara tapar, hitlerin bu ırkın dna’sına sahip olduğunu ve otuz yıldan fazla çalışarak kendini tanrılaştırdığına inanır, bizim inancımızdan ayrıdır,alakası yoktur.
Şimdi geçelim spritüel satanizme, spritüel satanizm bir dindir ve bütün semavi dinlerden eskidir (günümüzde spritüel satanizm dense de antik paganizmden gelir bu yüzden günümüzdeki bütün dinlerden eskidir belki de), tanrısı şeytan yani loki,seth,iblis,lucifer,mara,baphomet,satan,satanus... dir, efendimize binyıllardır farklı isimler verilmiş olsa da efendimiz iyi de olsa kötü de olsa bütün isimleri ve sembolleri kabul etmiştir -666, baphomet in sigili,keçi,kara kedi,ters haç- gibi aslında efendimizin tek bir sembolü vardır, luciferin sigili, ki onu da internette bulamazsınız, lafta bulduklarınız da gerçek olmaz, hiç araştırmayın kendinizi yormayın. Şeytan bilimin,ışığın,eşitliğin,özgürlüğün,zevkin tanrısıdır, 3 kitabımız vardır (ve kutsal değildirler,çünkü bizim tanrımız kitaplarının köhneleştiğini kabul edemeyecek kadar gururlu ve aptal değil,zamanı gelince bu kitapların da hükmü kalkacak) , toplamda 90 sayfadır ve binlerce sayfa tefsiri yoktur,başka bir dile çevrilince de anlamını yitirmez, zaten aklı olan insan da anlar bunları,ben söylüyorum sadece. Satanizm (normalde spritüel satanizm demem gerekiyor ama çok uzun,ben satanizm yazayım siz de anlayın .d) çok tanrılı bir dindir, ama 2 karşıt görüş vardır tanrılarda ve bunlar elohim(yani allah) (insanı sömürmek isteyenler) şeytan -ki biz kendi içimizde genelde şeytan demeyiz- (insanı özgürleştirmek isteyenler) olarak ikiye ayrılır, tanrılar bahçesinde (size cennet denilen yer ve hayır, cehennem de yok.) ilk anlaşmazlık da bu yüzden çıkmıştır, bazı tanrılar elohimin (allah) tarafını tutmuştur, (bu yüzden kuranda biz der, ve bu yüzden gerçeği yansıtmayan 99 ismi var.) bazı tanrılar da efendimiz şeytanın tarafını tutmuştur (bilinen 72 demon) ama aklınıza savaş gelmesin, aranızda diyecekler olacaktır, “madem birden çok tanrı var neden düzen bozulmuyor (sanki bir düzen varmış gibi)” diye, dostum bunlar insan değil, adı üstünde tanrı, yüksek bilinçli varlıklar,çocuk gibi veya insan gibi kavga mı edecekler? Sence bu mantıklı mı? zaten isteseler de birbirlerini yok edemezler ama bunu yapmazlar da, insan-tanrı kavramını anlamanız gerek önce,
Tanrılardan bahsetmek gerekirse, tanrılar öz enerjiden oluşur,yok edilemezler ve güçleri de sınırsız değildir, aynı anda her yerdedirler, kaç tane tanrı olduğu bilinmiyor,bizim dinimizde iletişim kurduğumuz ve bize yardım eden 72 tane tanrı(demon) var efendimizden başka, aslında biz yokken tanrılar da yoktu, çünkü bir tanrının tanrı olması için ona tapan insan veya insanlar olması gerekiyor, 72 demonu isimlerini ne konuda yardım ettiklerini size teker teker açıklayabilirim ama açıklayamam,çünkü bu bilgiler araştırmacılara verilmiyor, ama size 2 ana güçten, bir nevi tanrıların liderlerinden bahsedebilirim, elohim (allah) vahşidir, gücü kaba kuvvetten ileriye gitmez, (bir insanın bildiklerinden ve bilebileceklerinden milyarlarca şey fazla bilmesine rağmen,tanrı mertebesine göre vahşi ve cahildir yani ona tapanlar da pek farklı değildir günümüzde,buradan anlayabilirsiniz.) bunun örneğini yine size her şey gibi eksik ve yanlış verilmiş olsa da nuh olayında görebilirsiniz, gücü nün son sınırı ve örneği odur elohimin,tanrıların gücü de onlara tapan (enerji veren) insan arttıkça artar, ama bu gücü kullanmayı bilmek önemli olan, elohimin kaba kuvveti bütün insanlar ona tapsa da efendimizle kıyaslandığında işlevsizdir, şimdi biraz da efendimiz şeytanın gücünden bahsedelim, o daha önceden de dediğim gibi bilimin tanrısıdır, evet tanrıların da bilimi vardır, efendimizin gücü kaba kuvvet değildir, (denizleri yarmak, tufanlar hastalıklar çıkartmak insanları taş etmek onlara da gücü yetse de,şöyle düşünün oyunlarda daha güçlü bir kılıcınız varken neden güçsüzü kullanasınız?) onun gücü elohimin asla yapamayacağı bilimdir, şu anda yaptıkları ve yapabileceklerini tam açıklayamıyorum size, bu toplamayı bilmeden çarpma yapmaya çalışmak gibidir, kafanız karışır, ama efendimiz yenmiştir elohimi tanrılar bahçesinde, ve sonra terk etmiştir orayı,özgürleştirdikten sonra insanı.
Dediğim gibi biz allahın (elohim) varlığını ve tanrılığını inkar etmeyiz onun ettiği gibi, elohim ve yanındaki tanrılar insanın enerjisini sömürür hayatı boyunca ve ölünce de, bundan güç alırlar, Hristiyanlar,Müslümanlar ve museviler elohime yakındır (ki o 3 dini de elohim göndermiştir, düşün! Kendi dinini koruyamayan bir tanrı) satanistler,agnostikler,paganlar, ateistler deistler vs ise efendimize yakındır, elohim adının çokça zikredilmesinden, ona kulluk edilmesinden, adına kan dökülmesinden (kurban,kutsal cihat, haçlı seferleri...) adına oruç tutulmasından güç alır, efendimiz ise kısaca özgürlüğümüzden,zevkimizden (cinsel değildir sadece zevk arkadaşlar,ondan da güç alır efendimiz ama müzik dinlerken de zevk alır insan -bu yüzden mekruhtur müzik islamda,tabi allahın adına yapılıyorsa başka! Ne ikiyüzlüdür onlar- resim çizerken de zevk alır insan,gibi gibi) , güç alır, satanizmdeki en büyük ibadet hayattan zevk almak ve evreni güzelleştirmektir. Aranızda “nasıl elohim insanları sömürmek istiyor” islam hoşgörü (:D) dinidir diye soracaklar için de şimdiden konuşayım, Düşün! Hadiste din eğitiminin 6(veya 10 du) yaşından itibaren verilmesi gerektiğini söyler, 13 yaşında bir kız çocuğu regl olduktan ertesi gün 5 vakit namazı ve 1 ay orucu farz olur (yapmazsa sonsuz cehennem) ve yine ertesi gün evlendirilebilir, bu sömürmek değil de nedir? Bir din düşünün,size daha küçücük bir çocukken takıyor zincirlerini ve ölene kadar çıkartmıyor,eğer en ufak bir sorgulama veya itaatsizlik yaparsanız da sizi sonsuz azap ile korkutuyor. Arapların yüzlerce yıl önce gelmiş olan kitaplarının size artık uymadığını görmez misiniz? Hristiyanlık ve musevilik çok mu farklı sanki? Aynıdır hepsi,
Size biraz da ibadet ve yasaklarımızdan bahsedeyim, satanizmde zorunlu bir ibadet yoktur, ibadetimiz zevkimizdir, yani zevk almak ibadettir,mesela şu anda burada yaptığım da benim ibadetimdir, yanlış anlaşılmasın, ben insanları bilgilendirmekten zevk alıyorum,istersek yaparız gene ayin ve ritüeller,zorunlu değildir, bu zevk ve teşekkürümüzdür efendimize, günahlardan bahsedeyim bir de size, canlılara ve doğaya zarar vermek, bir insanın özgürlüğünü kısıtlamak gibi şeylerdir bize yasak olanlar, aranızda yine soranlar olacaktır, “diyelim ki ben tecavüzden zevk alıyorum veya bir canlıya zarar vermekten,o zaman ne olacak?” Diye, bu (tecavüz) yasaktır arkadaşlar, başka bir insanın özgürlüğünü kısıtladığınız için, sadistlik olayına gelirsek,karşıdaki insanın rızası varsa olabilir,yani o da mazoşistse,acı çekmekten zevk alıyorsa sorun yok,ama dediğim gibi karşı taraf istemiyorsa bu da kesinlikle yasaktır.
Kısaca dinimizin topluluk yapısından bahsetmek gerekirse, efendimiz kendisine inananlara ‘seçkin’ der, kullarım değil (bize değer verdiği için) bir çok seçkin toplanarak toplulukları oluştururlar(küçük sayılabilecek oluşumlar) bu toplulukların başkanları vardır, bu başkanlar da rahip ve rahibelere bağlıdır, rahip ve rahibeler çok bilgili insanlardır, neredeyse her lejyona (lejyonlar topluluklara kıyasla daha büyüktürler) bir rahip ve rahibe atanır,ama rahip-rahibesiz lejyonlar da vardır,bütün lejyonlar ve topluluklar ise baş kara rahibe-rahibeye (erkek de olabilir kadın da) bağlıdır.
Size şu anda anlatacaklarım bu kadar, sorduğunuz her alakalı soruya cevap vereceğim, lütfen saygınızı elden bırakmamaya dikkat edin, bu noktada biraz ciddiyet bekliyorum, küfür-argo kullananları direk blockluyorum çünkü, eğer sormaya çekindiğiniz veya başka tür sorular varsa veya daha derin bilgi almak daha iyi tanıyıp-araştırmak istiyorsanız bana özelden yazın,ama tercihen sorularınızı bu posta yorum olarak yazın, başkaları da görsün,bilgilensin.
submitted by Baphomet-exe to KGBTR [link] [comments]


2020.05.07 02:26 SikiTuttunSaruman2 Bu bir Netflix dizisi değil

Bu benim hayatım. Günlüğümü kaybedeli 3 ay oluyor. Tekrar aklımı kaçiriyormuş gibi hissediyorum. Yazamadigim çok şey var, ve görüntüler tekrar tekrar gözümün önüne geliyor. Her şey. Korkuyorum, fakat bir sonun olmasından değil, bunun oluş şeklinden.
Bazen fazla mutluyum, sanki her şey Charlie'nin şeker fabrikasından fırlamış gibi. Aslında genel olarak beni tanıyanlar hep eğlenceli ve konuşmayı seven biri olarak tanımlarlar. Biraz da deli dolu olduğumdan severim yeni şeyler denemeyi. Yılbaşında polis hunisini çalmamiz, ya da diğer yılbaşında gece sokakta sarhoş bir şekilde yarışmamız bu yuzdendi. Fakat tüm bunları hatırladıktan sonra tekrar yoruluyorum, çünkü ben ne kadar delirdikçe o kadar ipler elimden kayıyor. Zevk eşiği yükselmiş bir uyuşturu bağımlısı gibi bagimliyim, Charlie'nin cikolatalarina.
Fakat bazen o asitlenmiş etki bir anlığına kesiliyor. O kadar kısa bir an ki gözlerimin önüne gelen. Yaptığım tonla yanlistan bir tanesi gözümün önüne geliyor. İlk köpeğimin tüm ailesi ölüyor, babası lord'u(ismi lorddu) askerlerin vurdugunu söyledi babam. Kardeşlerini sokakta zehirlemişlerdi. Annelerinin ise sokak kopekleriyle ilişkiye girmekten memeleri sarkmişti. Sonra kıtmir geldi(benim baktığım) Yaklaşık 1, 1.5 yıl sonra hem de, evin yolunu buldu. Sevmedim mesela onu o gün. Kafasını yaklaşırfı ama okşamadım tek bir defa. Onun olduğuna inanmıyordum. Sabah saat 6buçukta boynuna bahçeye baglandigi zincir dolanmış bir şekilde bahçede ölü bulundu. Aklıma boğazını parçalarcasina boğan o zincirle intihar etmiş olan köpeğimin bir anlık görüntüsü geliyor.
Ya da ilk yaptığım seks gibi. Bir apartman dairesinin en üst katı. Hep orada yiyiştigimiz sevgilim var. Yiyişmekten kastım ustlerimizde ne var ne yoksa cikartmamiz, kalçalarını sıkıp goguslerini yalamam. Fakat bu sefer çikolata var. Uzun süre sonra gerçekten bir kıza bağlanmayı başarmış biriyim, 17 yaşındayız. Bu yaptığımız yanlış değil. Fakat sanki o fazla sekse muhtaç gibi. Fazla öpüşüyor. Fazla yiyişiyor. Sonrasında çikolatayı göğüsleri arasında gezdirmeye başlıyorum. Ağzımda kare çikolata zorlukla erirken salyalarimiz akıyor. Sevişmek istemiyorum, fakat bu şansı kaciramam. Şans bu, değil mi? En üst kattaki asansör dairesinin kapısının önünde, montlarimizi yere sermiş bir şekilde çırılçıplak kalıyoruz. En üst katta oturuyorlar. Ailesi evlerinin onune geliyor, fakat o dortayak üstünde, ben ise arkasındayım. Tam bir kat ustteyiz. Bizi görmüyorlar, biz ise sessizce duruyoruz. Sonra eve giriyorlar. Fakat biz çikolatayı ve çatal dillerimizden akan salyalarimizı birbirimizin vücuduna sürmeyi bırakmıyoruz. Bu doğru değil. Çırılçıplak vucutlar ve iğrenç koku bir anlığına gözümün önüne geliyor.
Üniversitede 1 yıl kalıyorum. Sonraki sene ise berbat. Fakat arkadaşlarım var, odtüden. Benim evimde seks yapmak için izin istiyorlar ara ara. Bana 6li bira hediye ediyorlar o gün. Cikiyorum evden. Bir kızın evine gidiyorum. Yakın dostlarımdan birinin sevdiği bir kız bu. Fakat bu çocukça. Ondan aylar önce de ben yanlamayi düşünmüştüm oysa, fakat güzel gelmediği için vazgeçmiştim bu düşünceden. Kızın evinde nedense kendimi tutmuyorum. Tutmuyorum çünkü merak ediyorum, nereye kadar gideceğini. Linkin Park çalarken içtiğim sigaradan istiyor, öpüşmeye başlıyoruz. Koltukta olduğu için zor oluyor biraz. In the end çalıyor. Biraz dinlenmek için bacaklarının arasına sırtımı dayasam da sonrasında kucaklayip salonun zeminine atıyorum. Öpüşmeye başlıyoruz tekrar. Sınırları merak ediyorum, sutyenini cikartiyorum bu yüzden. Yakın dostumun aşkı sonuçta. Ayrıca hiçbir münasebetimiz yok, yani bu kadar kolay değildir değil mi? Dur der birazdan, korktuğunu söyler falan. Fakat demiyor. Regl olduğunu söylüyor sadece. Koşarak banyodan havlu getiriyor çarşafın üstüne sermek için. Sevişmeye başlıyoruz, müziğin sesini sona getirdigimizde. Terliyoruz bir yandan. 10 dakika kadar sakso çekiyor, çünkü alkolün etkisindeyiz ve sertleşmek zaman alıyor. Sonra içine girmeye başlıyorum. Regl kanı kokuyor. Ter ile karışmış. Korunmuyoruz, gerek de yok. Hafif bir ritimle inliyor. Kendimi arzuları yerine getirmek için programlanmış bir robot gibi hissediyorum o ara. Sevişmekten yorulunca parmaklarımla devam ediyorum,1...2.. 2parmakta kalıyor. Vajinasının sınırı bu. Kucağıma tekrar oturduğunda arkadan sorry for party rocking çalıyor. Regl kan, alkol ve sigara kokusunu bastırmaya başlıyor sonra ter kokusu. Oda boğuk ve biz zorla nefes alıyoruz. Bazen aklıma bir anligina kucağımda zipladigi an geliyor. Ya da diğer dostumu teselli ederken kızın kanlı vajinasıni parmaklarimla zorladigim anları düşündüğüm anlar.
14 Mart tarihinde ise odtüden daha fazla insan geliyor evime. 4 kız 4 erkek oluyoruz. Gelen çiftler direkt evin içinde öpüşmeye başlıyor, deli gibi içki aliyoruz. Kokteyl zamanı. Gözüme kestirdigim kız belli. I've never been... Oynuyoruz odada. Herkes elini kaldırıp hiç yapmadığı bir şeyi söylüyor, yapmış olanlar ickisinden içiyor. Bu oyun sayesinde daha once kızlardan ikisinin anal yapmış olduğunu ogreniyoruz. Sonlara doğru da herkes kopekleşmeye başlıyor. Bir çift banyoya sevişmeye gidiyor. Kızın inlemelerini duyuyoruz. 6 kişi salonda oynamaya devam ederken bir anda seçtigim kızı öpmeye başlıyorum. Şehvetleniyoruz. Sweatini kaldırıp sutyenini yukarı çekiyorum, göğsünü yalamayn başlıyorum neden sonra. Bizi izleyen 4 kişinin kahkahaları ve kızların oyhşş oha oha sikişmeyin lafları arasında memesinin uç kısmını dişliyorum, tisortum soyuluyor birbirimize surtunurken. İlgi çok üzerimizde toplanınca ve insanlar pornonizler gibi bizi izlemeye başlayınca kız beni hafifçe itiyor eliyle. Duruyoruz. Fakat herkesi uçtuğu belli. Cesaret oyununda soru gereği kızlarin sutyenlerinden birini giyen lise arkadaşımdan anlayabiliyorum gecenin nereye gittiğini. Dans etmeye başlıyoruz koridorda 6kişi, herkes çiftiyle yiyişiyor. Banyodakilerin inlemeleri kesiliyor, fakat bir ara duştan akan su sesini duyuyorum. Sabah öğreneceğim, o sırada lavman yapmaya çalışıyor oldukları. Sonra 4 kişi kalıyoruz koridorda. Sıra sekse geliyor. Kızin sutyenini bir yerlere fırlatıp kucağımda yatak odasına götürüyorum, yanlış hatırlamıyorsam. Fakat yatak odasına girmemize odadaki çekyatta sevişen lise arkadasim-onun sevgilisi çiftini görüyorum. Kız onun kucağında. Biz de yanlarındaki yatağa geçiyoruz, ışığı açmadan. Gulusuyoruz bir yandan da, hatta baya yıkılıyoruz gülmekten. Sonra sakso kısmı geliyor. Sertleşme yok, çünkü içilen 2 litre votkanin acısının bir yerden çıkacağı belli. Dostuma baktığımda o da sakso çektiriyor. Birbirimize bakıp gülüyoruz, kızlar aralarında seninkinin de mi kalkmıyor diye gulusuyorlar. Fakat bir şekilde başarıp sevişmeye başlıyoruz çiftlerimize. Diğer kızın inlemeleri evde yankılanıyor, onun sayesinde herkes gaza geliyor. Karşımdaki kızın içine git gel yaparken bir ara onu düşünmeme bile sebep oluyor hatta bu inlemeler. Olduğu kadarıyla devam ettiğimiz bu surecte kız 2-3 defa tuvalete gidiyor. Sonradan sabahına öğreniyorum onun da regl olduğunu, fakat gece boyunca hiç belli olmuyor, kan yok. Sadece bir kere tuvalete gitmeden önce yatak ıslanıyor, sanırım yatağa işemiş olabilir diyor diğer kız, bir yandan dostumun sikiyle oynarken. Sonrasında tekrar saksoya geçiyoruz, fakat alkolün de etkisiyle ortalarına doğru öğürmeye başlıyor. Sikime kusacak. Aniden saçından tutup kafasını duvara doğru tutuyorum. "Kus" diye bağırıyorum sinirle. Penisime kusacakti yoksa. Kusmuyor, tekrar tuvalete gidiyor. Ben de çıplak bir şekilde oturuyorum yatağa. Arkadaşım benim boxerimi giymiş, o da oturuyor. Sevgilisinin benim sikimi görmesi komik, fakat kız da gülüyor. Çarşafı belime doluyorum, diğer çift de geliyor ve içkilerin de oldugu odaya gidiyoruz, fakat odada da dansta bizimle olan çift sevisiyor. Üstlerinde sadece battaniye var. Eğlenmek için battaniyeyi kaldırdığında sarışın kızın beyaz vajinasini ve çocuğun götünü görüyoruz, fakat harbiden de bu durum eğlenceli. Bir porno film setinde gibiyiz. Sonrasında tuvaletteki çift de geliyor ve oturup muhabbet ediyoruz. Votkalar sebebiyle herkesin sikinin zor kalkması eğlenceli bir muhabbet doğuruyor. Ben ise bir yandan hayatımda ilk defa gördüğüm bir kıza az daha boşnak saksosu çektiriyor oluşumun şaşkınlığı içerisindeyim. Fakat eğleniyoruz işte o an. Sigaralarimizi içip yatak odasina dagilyoruz tekrar sevişmek için. Banyodaki çift salona geçiyorlar, üzerlerine aldıkları yorganın altında 69 pozisyonundalar. Devasa bir örümceği andiriyorlar, çocuğun kafasi kizin amından çıkıyormuş gibi duruyor. Biz iki çift yatak odasına geçiyoruz. Odadakiler ise odada sevişmeye devam ediyor. Bir ara yoruluyorum. Parmaklarımı kullanmaya başlıyorum. 1...2...3...4... 4te kalıyor. Gerçi tamamen itmiyorum, tüm parmaklarım olduğu için tamamen itemiyorum. Yataktaki islakligi umursamiyoruz sevişirken, fakat şimdi olsa yapar mıydım bilmiyorum. Korunmam icin ısrar ediyor, fakat tamamiyla sertleşmedigim için kondomu takamiyorum. Korunmadan devam ediyoruz. Gece daha böyle sürüyor. Fakat yatmak için cekya lti kapıp diğerlerine yatağı kitliyoruz. Onlar da islakligi unutup yatakta sevismeye devam ediyor. Biz ise çekyatta uyumadan önce son kez sevişmeye karar veriyoruz. Kucagima çıkıyor. Kucağımda sikimi sertlestirmek için git gel yapmaya başlamışken bir şey oluyor, bana "üzgünüm emre,(ismimi yanlış söylüyor, ismim emre değil.) aklımda başka birisi var diyor" sevişmek için zorlayan biri olmadığım için ona isterse sevisebilecegimizi öbür türlü çok da önemi olmadığını söylüyorum. Çıplak bir şekilde sarılıp yatıyoruz. Sabah 2 çift sevisiyor. Biz ve gece odada sevişmiş olan çift sevişmiyoruz. Onlar da ilk defa birbirleriyle sevişmiş, normalde 2 yakın arkadaş. Sabah oluyor ve onca şeyin ardından kahvaltı yapıyoruz, herkes dağılıyor. Liseli dostum ve sevgilisi hariç. Onlar evimde sevişmeye devam ediyor. Gerçi ben alışığım bu duruma, genelde evimi bunlara kiraladigim için akşama bana yemek ayarlamaları karsiligi sevişmelerine izin veriyorum. Kızın fazla inlemesi arada sikimi kaldirsa da kulaklığımi takip işime bakıyorum, nasıl olsa ödememi alıyorum. Fakat, bir bakıma tüm bunlar iğrendirici geliyor. Tüm kızların amini ve tüm erkeklerin götünü/sikini gördük o gece. Kızın birinin işlediği carsafta 6 kişi seks yaptı. Hiç tanımadığım birinin boğazına onu kusturana kadar sikimi soktum ve gecenin sonunda ismimi yanlış söyleyerek aklında başka biri olduğunu söyledi. Aklıma öğürdüğü ve yatağın ilk islandigi an geliyor.
Bazen de başka şeyler oluyor. Aklıma diğer şeyler geliyor. kendi cesedimi salona tasidigim rüyadan tek bir kesit mesela. Bir saniyeden daha az, kısa bir süre. Söylediğim yalanlar geliyor, aileme nasıl da sınıfı gectigimi söyleyip 1 sene kaldığımı. Bu sene 2 olacak, hala bilmiyorlar. Ben de bilmiyorum. Ne olacağına dair en ufak bir fikrim yok. Geçen sefer, bu son şansım; eğer başaramazsak, bir son yok diye söylemiştim kendime. Bir son yok. Gidebileceğim hiçbir yer yok. İnandığım bir tanrı yok. Fakat intihar etmekten hala daha korkuyorum. Önceden korkmuyordum, fakat denedim. Saatlerce aynaya baktım. Sonra farkettim ki o kadar güçlü biri değilim. Ne kendimi geçen metronun önüne atabilirim, ne de bir iple tavana asabilirim. Korkak bir adamım ben. İntihar edebilecek kadar cesur değilim. Fakat bir fare gibi sıkışıyorum giderek. O 'an'lardan kurtulamıyorum. Ya da başka şeylerden. Beynim uyuşuyor. Evdeki eşyaların yerini karistiyorum. Hayali dünyalar yaratıyorum yatakta. Uyandığımda hepsi yok oluyor. Sadece kalan son şeyleri tüketmek istiyorum, ama en son bunu yaptığımda "son bir şansın daha var" demiştim kendime. Yine aynısının olması korkutuyor işte, çünkü bu sefer yine kendimi kandırıp "bir şansın daha var" demem her şeyi daha zor bir hale getirir. Artık katlanamıyorum. 7 yıldır tuttuğum günlüğümü kaybolması her aklıma geldiğinde göğsümü sıkıştırıp nefes almamı zorlaştırıyor. tüm anılarımı kaybetmiş gibi hissediyorum. Tüm kadınlar, tüm hayaller, tüm her şey... 3 yıldır aklımda ise bu var. Çıkartmaya çalıştıkça tekrar tekrar giriyor. Kurtulamıyorum. Her adımda daha çok batiyorum. yardım istiyorum, fakat yardım edebilecek hiçbir şey olmadığını biliyorum.
ölüyorum.
Bunları şimdi yazmak en mantıklısı. Belki bu şekilde rahatlayabilirim. Dediğim gibi, günlüğümü kaybettim. Evet evet, kendimi kötü hissettiğimde buraya yazacağım.
Kendimle konuşuyorum bazen de. Sanki ruhum karşımda bir kişiliğe bürünmüş gibi, fakat daha korkutucu bir şeyi andiriyor. Üstünde fujima yazan kamerayi tutan 8 yaşındaki halime benziyor. Beni yiyip tüketiyor. Ondan korkuyorum.
submitted by SikiTuttunSaruman2 to u/SikiTuttunSaruman2 [link] [comments]


2020.02.26 18:22 Sethbenja Set ve Horus *Önceki hikayeden daha uzun şayet okumaya değer

Ra’nın oğlu Şu’nun oğlu Geb tahta çıktıktan kısa bir vakit sonra sarayını lat-Nebes şehrini ziyaret etmek için terk etti, Mısır Deltası’na gitti. Babası Şu, isyancıların ihtilaline yenik düştüğünde karısı Tefnut’u ardında bırakıp tam da oradan göğe yükselmişti, tıpkı babası Ra gibi. Vardığında Geb, burada olan her şeyin ona anlatılmasını istedi yanındaki tanrılardan. Dedesi Ra’ya edilen isyanlardan ve babası Şu’nun Apophis’in evlatlarının isyanına karşı kazandığı o muazzam zaferden bahsedilmesini… Tanrılar Şu’nun kahramanlıklarından bahsederken onun, başına Uraeus –şaha kalkmış bir kobra- giydiğine değindi. Bunu duyan Geb, Uraeus’u arzu etti deliler gibi. Ancak ne yazık ki Uraeus bir sandığa koyulmuş, mühürlenmiş ve Pi-Yaret’te bir yerlere gizlenmişti. Geb hiç beklemeden destekçilerini topladı ve o yaşayan kobrayı bulup başına takmak için yollara düştü.Geb ve yoldaşları çabucak keşfetti sandığın yerini. Kutsal kral eğilip sandığın kapağını açtığında, Uraeus içinden sıçradı ve ona doğru devasa alevini soludu. Kralın destekçileri anında öldü, kral hayatta kaldı. Ancak başı fena şekilde yanmıştı. Acılar içindeki Geb yardım için Henu-Plants’a koştu lakin hiçbir şey bulamadı. Sonrasında destekçilerinden birine Ra’nın güç ile demlenmiş büyülü peruğunu getirmesini emretti. Böylece onu başına taktığında yaraları iyileşecekti. Beklenildiği gibi ilahi kral iyileşti ancak sonrasında bir mucize gerçekleşti, peruk lat-Nebes’in Sobek’i adlı bir timsaha dönüştü.İyileştikten ve dinlendikten sonra Geb, tıpkı dedesi ve babası gibi, Asyalı isyancılarla savaştı Faiyum Oasis’in kuzeyi Itj-Tawy’de; Mısır’a beraberinde çokça esirle döndü. Hükümdar olarak tüm başarılarına rağmen oğlu Osiris’in gözlerinde Mısır’ı muazzam bir talihle yönetebilecek bir tanrı gördü. Ra ve Şu’nun daha evvel yaptığı gibi tahttan çekilmeye karar verdi. Böylece Osiris kral oldu ve tanrılar saltanatında yeni bir çağ başladı. Ra Heliopolitan’da Atef Tacı’nı Osiris’e giydirdiğinde, taze kral tacın güçlü ısısına yenik düştü ve hastalandı. Bu, kralın saltanatı için uğursuz bir başlangıçtı ancak Osiris kudretli ve yüce gönüllü olmasıyla çabucak şöhret kazandı. Onun saltanatında yaşam güzeldi. Nun’un intizamsız suları körfezde tutuldu ve Mısır’ın sıcak topraklarına soğuk kuzey rüzgârları esti; komplocular ve fesatçılar parçalandı; Osiris tanrılar arasında en çok saygı duyulan oldu. Kız kardeşi İsis’ten iki evladı olacaktı ve Mısır’ın kaderi baştan yazılmaya başlanacaktı. Zira Horus dünyaya gelecekti; ötekisi Anubis idi.Kıskançlık içinde kavrulan Osiris’in kardeşi Set fesat çıkardı. Bir Etiyopyalı Kraliçe ve yetmiş iki komplocuyla bir araya geldi, Osiris’e komplo kurdu. Kardeşinin bedenini gizlice ölçtü ve onun ölçülerine göre güzel bir sandık yapıp değerli taşlarla süsledi. Sandık onun emriyle festival salonuna getirildiğinde misafirler onun olağanüstü güzelliğiyle büyülenmişti. Ve duyurdu Set, “Her kim ki sandığın içine uzandığında oraya tam uyarsa, sandık onun olur.” Misafirler sırayla sandığın içine girip çıktı, ta ki Osiris sandığa uzanıp kusursuzca uyuncaya değin. O anda Set’in komplocuları öne atılıp sandığı mühürledi, kenarlarına çiviler çaktı ve üstüne hiç boşluk bırakmadan erimiş kurşun döktü. Hiç vakit kaybetmeden sandığı Nil Nehri’ne attılar ve nehirden denize yüzmesini izlediler. Bu, Osiris’in saltanatının ve yaşamının yirmi sekizinci yılında gerçekleşmişti.İsis bu korkunç olayı duyduğunda saçlarının bütün lülelerini kesti; üzerine karanlık bir yas giydi. Günlerce amaçsızca dolaştı ve Osiris’i buldu. Onu büyüsüyle, ondan hamile kalabilecek kadar diriltti. Bu büyülü ilişkiden Horus dünyaya gelecekti ki bu bütün Mısır’ın kaderini belirleyen bir olgu olacaktı. Katledildikten sonra bile Osiris’in bedeni Set’ten korunmaya muhtaçtı. Bir gün alacakaranlık güne çökerken Set, Anubis’in babasının bedenini wabet’te (mumyalama odası) yalnız bıraktığını fark etti. Bunu fırsat bildi ve Anubis’in suretine bürünerek gardiyanları atlattı, Osiris’in bedenini wabet’ten aldı, nehirde yelken açıp batıya gitti. Ancak Anubis sonunda bunu öğrendiğinde amcasının peşine takıldı. Koca bir boğaya dönüşen Set ile savaştı ve babasının bedenini geri aldı. Osiris’in cenaze töreni ancak Ra ve Geb’in yardımıyla gerçekleşebildi.Osiris’in ölümüyle Set Mısır tahtına çıktı. Turin Canon’a göre Set’in saltanatı yüz yıl sürmüştü ve bu süre içinde Mısır toprakları kötülükle yıkandı. İlk işi İsis’i mahkûm etmek oldu. Kadının kalbi ateşler içinde yandı ve gözleri ağlamaktan çöktü. Set tarafından kendi evine hapsedilen Neftis (Osiris, Set ve İsis’in kardeşi ve Set’in karısı) İsis’e kaçması için yardım etti. Bu sebepten ötürü hayatı boyunca korku içinde yaşasa da Osiris’in bedenini kocasından korumayı sürdürdü. İsis sonunda kaçmayı başardığında Khemmis’te saklandı. Orada on ay süren hamileliğinin sonunda Horus’u doğurdu. Ne yazık ki bundan Set’in haberi olmuştu. Bundan dolayı İsis oğlunu Neftis dâhil birçok tanrıçanın desteği ile bilinmeyen topraklarda büyüttü. Küçük Horus annesinin büyüleri ile korunmaktaydı. Dolayısıyla Set yıllar boyunca Horus’u aramasına rağmen bulamadı. Horus Set’in gazabıyla korku içinde büyüdü. Hatta bir mite göre annesi İsis, Set tarafından tecavüze uğradı ve bir çocuk doğurdu. Bu çocuk yarı oluşmuş siyah bir yılana benzemekteydi. Horus mitinin sonunda genç Horus yetişkinliğe erişti ve Osiris’in haklı varisi olarak taçta hakkını iddia etti, amcası Set ile yüzleşti. Horus, Evrensel Tanrı Ra’nın önüne tacını talep etmeye geldiğinde birçok tanrının desteğiyle Set tahttan çekilmeyi reddetti ancak Horus’un da destekçileri vardı. Tanrılar kaos içinde tacın kime verileceğini tartıştı. Şu, Horus’u destekledi; Thoth, Şu’nun fikrini destekledi ve İsis’i sonsuz çabası için takdir etti. Ve Evrensel Tanrı Ra, “Hükmünüzün tek başına ne anlamı var?” diye haykırdı, Horus’un taht için çok genç olduğunu bir süre sessizce düşündü. Set ise araya girdi, sanki bir dostmuşçasına evrensel tanrıdan Horus ile dışarı çıkmayı talep etti. Amacı yeğeniyle teke tek dövüşmekti.Thoth, aşırı diplomat şekilde, “Kimin sahtekâr olduğunu ortaya çıkarmamalı mıyız? Oğlu hala buradayken Osiris’in makamı Set’te mi kalacak?” dedi. Evrensel Tanrı Ra daha da öfkelendi, tacı Set’e vermek istiyordu ancak her şey kaosa sürüklenmekteydi. Onuris avazı çıktığı kadar bağırdı, “Ne yapacağız?” ve Atum, Tanrı Banebdjedet’in mahkemeye, davayı yargılaması için davet edilmesini önerdi. Mahkeme öneriyi kabul etti ve bunun için bir tanrı gönderdi. Ancak Banebdjedet yargılamayı reddetti ve bunun yerine Tanrıça Neith’in fikrinin sorulmasını önerdi. Thoth, Neith’e ne yapacaklarını sormak için bir mektup yazdı. Neyseki Neith, Banebdjedet’ten daha belirleyiciydi. “Osiris’in makamını oğlu Horus’a verin. Küstahlık edip adaletsizce davranmayın, aksi halde göğü başınıza çalarım. Ve Heliopolis’te yaşayan boğaya, Evrensel Tanrı’ya deyin ki, Set’e hakkı olanı versin, kızları Anath ve Astarte’yi, ve Horus’u babası Osiris’in makamına atasın.” mahkemede yüksek sesle Thoth tarafından okundu ve herkes Neith’in haklı olduğunu beyan etti. Ancak Ra öfkeden çılgına döndü. Öyle ki Horus’a, onun bu makam için değersiz ve yetersiz olduğunu kolayca söyledi. Onuris, Otuz’un Konsey’inde olduğu gibi çileden çıktı ve Tanrı Babi, sırf Horus’un destekçileri olmadığından bu muameleyi gördüğü için Evrensel Tanrı’ya köpürdü. Evrensel Tanrı Ra rencide oldu ve derin bir üzüntü sardı kalbini; salondan ayrıldı ve günün kalan kısmında yalnızca dinlendi. Dokuzlar Babi’ye ileri gittiğini söylemişler, onu azarlayıp kovmuşlardı. Ra’nın kızı Hathor babasının çadırına beklenmedik bir anda gelip onu güldürmek için mahrem yerlerini gösterdi. Ra artık Dokuzlar’a katılacak kadar neşeliydi. Döndüğünde Horus’a ve Set’e tahtı neden hak ettiklerini göstermeleri için bir şeyler yapmalarını söyledi. Öne ilk çıkan Set olmuştu. Tanrıların en güçlüsü olduğuna dikkat çekmek için Ra’nın düşmanı Apophis’i öldürdü. Başka hiçbir tanrının onu öldürmeye yetecek gücü yoktu. Tanrılar hayranlık içinde Set’i izlediler. Onlar da başka hiçbir tanrının Apophis’i öldürmeye gücünün yetmeyeceğini biliyorlardı ama Thoth ve Onuris onlara şunu hatırlattı: Ölen kralın oğlu yaşarken, bir amcanın tahtı alması daima kanunlara aykırıdır. Konuşma sırası Horus’taydı. Babasının makamından mahrum edilmesinin ne kadar kanun dışı olduğunu aydınlatmak istedi. Ne yazık ki konuşması için yeterli zaman tanınmamıştı ona. Ancak Isis araya girdi ve konunun Heliopolisli Atum’a ve Khepri’ye danışılması gerektiğini söyledi. Tanrılar onunla aynı fikirdeydi. Ona hiddetlenmemesini söylediler. “Hak kimin hakkıysa ona verilecektir,” dediler. Bu Set’i çileden çıkardı; devasa saltanat asasını almaya, her gün bir tanrı öldürmeye yemin etmişti. Isıs mahkemeye gelirse de o gelmeyecekti.Set’in en büyük destekçisi olan Evrensel Tanrı Ra bütün tanrılara yelken açmalarını, Isis’i ardında bırakmalarını buyurdu. Gemiciye de, Tanrı Nemty, hiçbir kadını, özellikle Isis’e benzeyen herhangi birini gemilere almayı yasakladı. Ancak Isis’i caydırmak güçtü. Kadın kendini yaşlı bir kadına dönüştürdü ve Nemty’nin yanına gitti, gemilere binmek istedi, “Sığırlarına bakan ve günlerdir aç olan bir genç adama bir kâse un götürmek amacım,” dedi. Nemty’nin karşısında gördüğü yalnızca zararsız bir yaşlı kadındı ancak emirleri de biliyordu. Isis Nemty’e, gemilere binmesi yasaklanan tek kişinin Isis olduğunu hatırlattı. Yolculuk ücreti için ona çörek vermek istedi ancak bu Nemty’yi etkilememişti, böylece Isis ona parmağındaki altın yüzüğü sundu. Nemty’nin aç gözü doymuş, Isis’i yasaklı adaya götürmeyi kabul etmişti.Isis vardığında, Evrensel Tanrı Ra’nın, yoldaşlarıyla yemek yediğini gördü. Set’in dikkatini çekmek için kendisini güzel bir kadına dönüştürdü ve başarılı oldu. Kocasının katilinin gözleri şimdi onun üzerindeydi. Oğlunun tahtının gaspçısı yanına geldiğinde kendisinin bir hayvan tüccarının karısı olduğunu ve ona bir erkek evlat doğurduğunu ancak kocası öldüğünde oğlunun hayvanları idare etmek için tek başına kaldığını söyledi. Sonrasında bir yabancının gelip hanelerinin başına geçtiğini, oğlunu haklayacağı konusunda tehdit ettiğini, hayvanlara el koyduğunu anlattı. Dönüp Set’e tüm bu olanlar hakkındaki fikirlerini sordu ve onun şampiyonu olmasını istedi. Tanrı’nın aklı bu güzel kadın karşısında başından gitmişti. Hiç tereddüt etmeden, “Ölen adamın oğlu hayatta olmasına rağmen mi o yabancı gelip hayvanlara el koydu?” dedi. “O sahtekâr dövülmeli, hanenizden atılmalı ve oğlunuz onun yerine geçmeli,” diye de ekledi. İsis, Set’i tuzağa düşürmeyi başarmıştı, bundan oldukça da memnundu. Kendini bir kuşa dönüştürdü, Set o yere vardığında bir ağacın dalına kondu, konuştu. “Sen, Set, utanmalısın. Kendi ağzınla, kendi zekânla kendini yargıladın ve kendini suçlu buldun!” Atum’un ve Ra’nın ısrarıyla tanrılar Horus’a tacı giydirdiler. Set’in sayesinde Nemty cezalandırıldı ve o günden beri altından nefret eder oldu.
submitted by Sethbenja to KGBTR [link] [comments]


2019.10.16 09:00 flatartagency Da Vinci’nin Şifresini Çözen Yazar Dan Brown Hakkında Bilinmeyenler!

Da Vinci’nin Şifresini Çözen Yazar Dan Brown Hakkında Bilinmeyenler!
Kitapları tüm dünyada çok satanlar listelerinden inmeyen, 2005 yılında TIME Dergisi tarafından “Dünyadaki En Etkili 100 Kişi” arasında gösterilen yazar Dan Brown‘ı yakından tanımaya ne dersiniz?
Sizin için bilinmeyen yönleri, keşfedilemeyen sırları ve röportajlarıyla detaylı bir Dan Brown rehberi hazırladık…

Dan Brown Kimdir?


https://preview.redd.it/wweuk6zqpus31.jpg?width=600&format=pjpg&auto=webp&s=8ca4474c9a13985334b710b03c3fa8b32bb254e9
Dan Brown, tüm zamanların en çok satan romanlarını yazan, okuyucular hatta akademisyenler arasında entelektüel bir tartışma konusu olan bir isim. Brown’un romanları o kadar etkili ki dünya çapında 56 dilde 200 milyondan fazla basılmış.
“Yayıncılık sektörünü ayakta tutan kişi” olarak anılan bir isim Dan Brown.
Eğitim döneminde bilim ve din arasındaki çelişik etkileşime, şifre çözmeye ve gizli hükemet örgütlerine hayranlık duymaya başlamış Brown. Bu temalar daha sonra kitaplarının arka planını oluşturdu. Brown’un romanları semboller, komplolar ve gizli toplum içerikleriyle bilinir. Gizemli yazarımızın kitaplarında kendinizi olayın içinde hisseder ve kitaba başladığınızda elinden bırakamaz

Dan Brown’ın Hayatı


https://preview.redd.it/s8r1v8mupus31.jpg?width=600&format=pjpg&auto=webp&s=08b295b7bce5bd49a61ec5fe6fcd38e1dbc879f4
Brown, babasının matematik öğretmeni olduğu New Hampshire’da büyüdü. Annesi bir müzisyendi. Amherst College ve Phillips Exeter Academy’den mezun olmuş. 1986’da Amherst College’tan mezun olduktan sonra Los Angeles’ta bir şarkıcı-şarkı yazarı olarak çalışmaya giden Dan Brown müzik kariyerinde başarısız olduğunda 1993’te evine geri döndü ve Phillips Exeter’de İngilizce öğretmeni oldu. Daha sonra kurgu yazmaya başladı.
Dan Brown sembollerle dolu kitaplarını yazmadan önce yoğun araştırmalar yapan bir isim. Sanat tarihçisi ve ressam olan eşi Blythe Brown ise araştırmalarına yardım edip ve eşinin eserlerine fon sağlamakta olan bir isim. Dan Brown dünyanın en zengin yazarlarından biri olmasına rağmen her sabah 4 ‘te kalkıp haftanın her günü yazı yazarmış. Öyle ki yılbaşı tatillerinde dahi yazmayı bırakmazmış. Ayrıca yazar yedi dil öğrendiğini ancak bu dilleri pek kullanmadığını söylüyor.

Dan Brown Hakkında Az Bilinen 10 Gerçek


https://preview.redd.it/meyp8f2wpus31.jpg?width=600&format=pjpg&auto=webp&s=90fb3ee5e3ad28402a988a62bedb062dfbb40f26
*Dan Brown Tahiti ziyaretinde sahilde uzanırken gördüğü Sydney Sheldon‘ın kitabı olan The Doomsday Conspiracy Türkçe adıyla Sheldon’ın Kıyamet Komplosu kitabını okumuş. Bunu bir kader olarak nitelendiren Brown, Sydney Sheldon’dan aldığı ilhamla kitap yazmaya karar vermiş.
\Romancı olmasına rağmen *roman okumaktan** nefret edermiş.
*Dan Brown’un yaşadığı New Hampshire’da bulunan 10 milyonluk evinin içinde sayısız geçit varmış. Brown’ın romanlarını yazdığı odasına ise bir tablonun arkasında bulunan düğmeye basılarak girilebiliyormuş.
*Başarılı yazar, yazılarını yazarken masasında antika bir kum saati bulundururmuş. Bu sayede her saatte bir mola vererek şınav ve gerilme gibi egzersizlerini yaparmış.
* Brown yazmak için ilham bulamadığı zamanlarda baş aşağı durarak düşünürmüş.
*Brown’un karakterleri için seçtiği isimlerin çoğu gerçek yaşamda tanıştığı insanlardan geliyormuş.
*Brown, şarkıcılık ve şarkı yazarlığında başarısız olmasına rağmen halen boş zamanlarında şarkı söylemeye ve yazmaya devam ediyor.
*Brown ve karısı, Da Vinci Yasası’nın film uyarlamasında yer aldı. Langdon’ın kitap anlaşmaları imzaladığı sahnede arka planda.
*Brown’un karısıyla birlikte yayınladığı ilk kitap, çok başarısız olduğu için basımdan kaldırılmış.
*Brown’un kitapları yayınlanmadan önce, editör ve çevirmenler yeri açıklanmayan ve internetin olmadığı bir odada tutuluyormuş. Ayrıca yanlarına özel eşyalarını almalarına dahi izin verilmeyip odada had safhada güvenlik önlemleri alındığı söyleniyor.

Vatikan Tarafından Kara Listeye Alınmasına Neden Olan Kitap: Da Vinci Şifresi


https://preview.redd.it/lzxez0fypus31.jpg?width=600&format=pjpg&auto=webp&s=a2324d36452f6488ff5396ed52461b8f030c4091
Gizemli yazar Dan Brown 2003 yılında çıkardığı ve tüm dünyada satış rekorları kıran Da Vinci Şifresi kitabıyla dünyaya ün saldı demiştik. Sıra kitabın konusuna ve diğer ayrıntılara göz atmakta!

Da Vinci Şifresi’nin İlgi Çeken Konusu


https://preview.redd.it/ghjgupd0qus31.jpg?width=600&format=pjpg&auto=webp&s=f5b6c5566a124438d71010c0900343c37b5650bc
Kitapta İsa ile ilgili tarihi sırlar ve Da Vinci’nin eserlerinde bu sırlarla ilgili ipuçları bıraktığı anlatılıyor. Ayrıca Da Vinci’nin gizli bir tarikata üye olduğu da belirtiyor. Dan Brown’un, sinemalarda da ilgi gören eseri bir cinayetle başlıyor. Cinayetin çözümü sırasında İsa’nın evlenmiş ve soyunun ilerlemiş olduğu fikri öne sürülüyor. Kitap da Leonardo da Vinci’nin yaptığı Son Akşam Yemeği adlı freskte, İsa’nın yanında oturan kişinin Havari Yuhanna değil; Magdalalı Meryem olabileceği ve Mecdeli Meryem’in İsa’nın eşi olduğu fikri ortaya atılıyor.
Romanda anlatılan bu teorilerin ise Sion Tarikatı tarafından korunduğu iddia ediliyor. Kitabın Hristiyan dünyasını karıştıran en tartışmalı özelliği ise, hikâyede işlenen cinayetlerin Papa 2. Jean Paul döneminde gücünü arttırmasıyla tanınan Opus Dei tarikatının üyelerince yaptırılması.

Kitap Katolik Dünyasını Birbirine Kattı

Kitap çıktığı dönemde beğeni topladığı kadar, tepkilerle de karşılaştı. Hristiyan camiasından oldukça tepki gören kitap, insanlara incilin güvenilirliğini sorgulatmakla suçlandı. Bu onlara göre İncil’i örtbas etme çabasıydı. Özellikle kitapta anlatılan İsa’nın ölmediği ve hatta dirilmediği, Galile Denizi’nin batısında küçük bir balıkçı kasabasında Meryem ile evlenip bir kız çocuğunun olduğunun yazılması sabırları taşıran son damla olmuştu.
Kitap sadece Hristiyan dünyasını etkilemekle kalmadı. Arap ülkelerindeki ilahiyat fakülteleri kurgusal bir roman olmasına rağmen Da Vinci Şifresi’ni derslerde inceledi.

Kitabı Yazmaya Karar Vermesi

Dan Brown, Da Vinci tablosundaki gizemi ilk kez İspanya’da Seville Üniversitesi’nde çalışmalar yaparken fark etmiş. Yıllar sonraysa Brown, Melekler ve Şeytanlar için Vatikan’ın gizli arşivlerinde araştırmalar yapma şansına sahip oluyor. Bu araştırmalar sırasında Da Vinci hakkında şüpheleri tekrar karşısına çıkıyor. Yazarımız kitabı yazma öyküsünü şöyle anlatıyor:
“Louvre Müzesi’ne gittim ve Da Vinci’nin ünlü yapıtlarından bazılarının orijinallerini inceledim. O sırada bir sanat tarihçisi bana, bu tabolardaki gizemleri anlamama yardım edecek ipuçları verdi. İşte o andan itibaren bu konu beni esir aldı.”

https://preview.redd.it/vbguc2o1qus31.jpg?width=600&format=pjpg&auto=webp&s=6b8ccd9afea817998ed1d6f172ab88812553fc5c

Kitap Bir Kurgu Mu, Yoksa Gerçek Mi?

Romanın bir diğer özelliği de ‘Gizli Kardeşlik Örgütü’ hakkında bilgi vermesi. Örgüt hakkında fısıltılarla konuşulan sırlar ilk kez popüler gerilim romanı formatında bir kitapta anlatılıyor. Romanın yazarı dahi kitabın tamamen kurgusal olduğunu söylese de betimlenen tablolar, mekanlar ve tarihi belgelerin hepsi gerçek. Okuyucular da kitabın gerçek olduğuna inanmış olacak ki kitap bu başarılara imza attı. Ayrıca romanlar da anlatılan mekanlar okuyucular sayesinde ziyaretçi akınına da uğruyor.

”Ben tüm dinlerin öğrencisiyim”

“Ben tüm dinlerin öğrencisiyim. Bu konularda bilgim arttıkça, sorularım da artıyor.”
Brown kitapla ilgili yapılan sert eleştirileri ise şu sözlerle yanıtlıyor:
Hristiyan tarihini değiştirip değiştirmediğimi bilmiyorum, ama sanıyorum ki Hristiyanları İncil’deki kutsal yazıların doğruluğu ve tarihi konusunda tartışmaya teşvik ettim.

Diğer Kitapları

Kayıp Sembol


https://preview.redd.it/b1urdqi2qus31.jpg?width=403&format=pjpg&auto=webp&s=31d725dd4e4253cd4ae0dafed03e6704796bcbe8
Dan Brown, büyükbabasının mason olduğunu pek çok programda dile getirmiş bir isim. Bu yüzden evlerinde garip önlükler ve beyaz eldivenler bulunduğunu ifade ediyor. Brown’ın 2009’da çıkan Kayıp Sembol( The Lost Symbol), adlı romanını da bu yüzden yazdığı düşünülüyor Kitabın konusu masonluk.

Melekler ve Şeytanlar


https://preview.redd.it/1xg2ltt3qus31.jpg?width=600&format=pjpg&auto=webp&s=45e805a37efd1e61fba22cebeb9b78791ff1c75c
Öncelikle belirtmek gerekir ki kitap adını Dan Brown’ın müzik alanında kariyerine devam ederken çıkardığı fakat başarılı olamayan albümünden almış. Melekler ve Şeytanlar (Angels and Demons), Dan Brown’ın 2000 yılında yayınlanmış romanı. Da Vinci Şifresi romanın da baş rolde yer alan Robert Langdon bu romanda da yer alıyor.
Romanda İlluminati isimli eski bir kardeşlik örgütü ile Katolik Kilisesi arasında geçen heyecan dolu olaylar anlatılıyor. Ambigramlar ( tam tersine çevrildiğinde de okunabilen grafiksel figürler) hakkında bilgi içeren ilk roman olarak gösterilen Melekler ve Şeytanlar’ın büyük bölümü Vatikan ve Roma’da, bazı bölümleri de İsviçre’de bulunan CERN laboratuvarında geçiyor. Film uyarlaması ise 15 Mayıs 2009’da ABD’de ve Türkiye’de vizyona girdi.

Cehennem


https://preview.redd.it/vq3iem85qus31.jpg?width=480&format=pjpg&auto=webp&s=439e211de9cc858fb8e08337bf61202c373724f4
Cehennem (Inferno) Dan Brown tarafından yazılıp 2013’te basılan gerilim ve gizem romanı. Robert Langdon serisinin dördüncü kitabı. Kitap 14 Mayıs 2013’te yayınlandı. Kitapta hızlı nüfus artışı sorunu karşımıza cehennem olarak çıkıyor. Bu sorunun olumsuz sonuçları, bu soruna getirilebilecek çözümler kitabın konusunu oluşturuyor.

Origin

Yazarın 27 Eylül 2017’de yayınlanacak “Origin” isimli yeni romanı da diğer romanlarında olduğu gibi din, bilim, sanat ve mimarlık tarihinden izler taşıyacak. Romanı ilk okuyan ülke ise saat farkı sebebiyle Türkiye olacak.

Kitapların Kahramanı: Robert Langdon


https://preview.redd.it/cdvx6jc6qus31.jpg?width=600&format=pjpg&auto=webp&s=4294364ca5a4d343f227bd463c4acf27ebb73217
Harvard Üniversitesi profesörü sembol bilimci Robert Langdon karakteri Dan Brown’ın tüm kitaplarında yer alıyor. Robert Langdon’ın bir öğretmen olma sebebi ise Dan Brown’ın babasının öğretmen olması.
‘Benim için hayattaki en büyük kahramanlar öğretmenlerdir. Babam da öğretmendi. Öğrenmenin eğlenceli bir iş olduğunu düşünüyorum. Okuyucular da bunu eğlenceli buluyor. Okuyuculara bir şeyler öğretmek için bir profesör kahramandan daha iyisi olabilir mi?”

Kitaplarının Başarısının Sırrı…

Şimdi de Dan Brown’un sırlarını ve düşünce dünyasını anlattığı röportajından öne çıkan kısımlara bir bakalım:
Size “Tanrı’dan sonra en çok kitap satan yazar” deniliyor. Bu kadar çok okunmanın sırrı ya da formulü nedir? Keşke bir formülüm olsaydı, kitap yazmak daha kolay olurdu. Elbette kitaplarımda belli başlı bazı unsurlar var. Sanat var, mimari var, semboller ve şifreler var. Aynı zamanda modern bir unsurun da olması gerekiyor.
“Tanrı’dan sonra kitapları en çok satan yazar” tanımlaması hoşunuza gidiyor mu? Bunun üzerinde çok da düşünmüyorum. Bu röportajı milyonlarca kişinin okuyacağını düşünürseniz yazmakta zorlanabilirsiniz. Ben sadece okumak isteyeceğim kitapları yazmaya çalışıyorum. Yayımlandığında olacakları düşünmüyorum. Dış etkenlere kapalı bir modda oluyorum.

https://preview.redd.it/13cwbni7qus31.jpg?width=600&format=pjpg&auto=webp&s=ab0af6c7b1ca70f2abc66642e35b555aaad59743
Kitaplarınızdaki komplo teorilerinin ne kadarına gerçekten inanıyorsunuz? Ben bir komplo teorisyeninden ziyade şüpheciyim. Kaosu sevmiyoruz. Otobüsü süren birinin olduğunu, iplerin birinin elinde olduğunu bilmek istiyoruz. İnsanların olayların rastgele gerçekleşmediğine, arkalarında birilerinin bulunduğuna inanması gerekir. Dinlerin de kökeni budur. Kuralların olduğuna inanma arzumuzdur.
Peki başarınızda pazarlama ve halkla ilişkiler faaliyetlerinin rolü nedir? Elbette pazarlama çok önemli. Ama insanlara sevmedikleri bir şeyi satamazsınız. Sonuçta önemli olan birilerinin kitabı okuyup arkadaşlarını araması ve “Harika bir kitap okudum” demesidir.
Çok satan bir yazar olmak sizi kısıtlıyor mu? İnsanların benim kitaplarımda sevdiği şeylerden biri de içlerinde bulmacalar ve sırlar olması. İyi adam kim, kötü adam kim hiçbir zaman tam emin olamıyorsunuz. Çok fazla illüzyon var. Bunu bilinçli yapıyorum. Okuyucunun bir sonraki sayfaya bakar bakmaz sırrı hemen çözmemesini sağlamak için büyük bir emek gerekiyor.
Bu illüzyonu nasıl yaratıyorsunuz? Kitabı yazarken her detay kafanızda önceden belirlenmiş oluyor mu? Bunun için devasa bir altyapı oluşturmak gerekiyor. Son kitabımın ana taslağı 100 sayfaydı. Kitabın sonunda ne olacağını, nasıl ilerleyeceğini bilmeniz gerekiyor.

”İstanbul Beni Büyüledi.”

Türkiye’ye gitmeden önceki fikirleriniz ve gittikten sonraki izlenimleriniz arasında nasıl bir fark var? Beni tamamen afallatan şey İstanbul’un modernliği oldu. Jimmy Choo’ları, Gucci’leri, Prada’ları görüyorsunuz. İstanbul, üst sınıf, modern, dünyevi, ticari bir tarz ve felsefenin karışımı. Üstelik bunlar Ayasofya’nın yanı başında. Bu şoke edici bir birliktelik. Sizden İslam’ı merkez alan bir kitap bekleyebilir miyiz? İslam’ı daha iyi anlamadan hakkında yazmak istemem. İslam’ı büyüleyici buluyorum. İslam hakkında bir gün yazabilirim ama şu an için böyle bir planım yok.
Eğer Dan Brown’nu daha önce hiç okumamışsanız yeni kitabına aylar kala seriye başlamak için mükemmel bir zamanda olduğunu söylemek mümkün. Sizin de sırlarla dolu kitapları ve Dan Brown hakkındaki yorumlarınızı merak ediyor, yorumlarınızı bekliyoruz…
Kaynak: https://emoji.com.tdan-brown/
submitted by flatartagency to u/flatartagency [link] [comments]


2018.01.05 10:19 MrFataLTR Alfaloji

Dışarıda dolanırken güzel kızların yanında bazen oldukça çirkin erkek görürsün. “Şu tipsiz oğlana bak bir de şu güzelim kıza.Oğlan çok zengin olmalı.” Kızlar neden bu tipsiz adamlarla takılırlar? Kızları bu adamların yanında takılmak için cezbeden şey nedir? Aslında bu erkeğin illa yakışıklı olmasına gerek olmadığının en büyük kanıtıdır. Tipsiz erkeklerinde sevgilisi olabilir. Neyse ki öyle, yoksa ben ne yapardım? :)
Kızlar erkeklerin karakterine aşık olurlar. Olaylar karşısında güçlü duruşuna aşık olurlar. Tehlike anında sakinliğini korumalarına aşık olurlar. Öfke kontrolüne aşık olurlar. Vücuduna aşık olurlar. Mizah yeteneğine aşık olurlar. Kendine güvenine aşık olurlar. Cesaretine aşık olurlar.
Kızlar sandığımız gibi paragöz değiller. Onları parayla elde edemezsiniz demiyorum edebilirsiniz elbette. Onların paradan daha çok istedikleri bir şey var. Eğlenmek ve adam gibi adamlarla takılabilmek. Onların hayatları oldukça sıkıcı ve onlar eğlence arıyor. Kızlar senin hayatını güzelleştiremek istemez. Kızlar zaten güzel olan hayatının bir parçası olmak isterler.
Erkek kendine ne kadar değer verirse kadınlar tarafından o kadar rağbet görür. Kendine değer verdiğini göstermesi için illa ki zengin olmasına gerek yok. Bakımlı olması, karakterinin düzgün olması, yalancı olmaması, sıkıcı olmaması, eğlenmeyi bilmesi, iyi bir giyimi olması, güzel bir saç tarzı olması(kel olanlar alınmasın onunda ayrı bir cazibesi var biliyorsunuz :) ), Mıymıntı olmaması, lafının arkasında durması, her şeyden şikayetçi olmaması, yeri geldiğinde hakkını savunup yeri geldiğinde haklıyı savunması, yeri geldiğinde bir baba figürü sergileyip çocukları sevmesi, yeri geldiğinde düzgün yürüyüşü. Aslında sayacak çok şey var. Hepsine aynı anda sahip olmamız elbette mümkün değil. Önemli olan ne kadar güzel özelliği bir arada toplayabildiğinizdir.
Öncelikle kadınları tavlanması gereken olarak görmekten vazgeçmelisiniz. Onlarda bir insan ve tavlamaya odaklanmak yerine eğlenmeye odaklanmalısınız. Böylesi daha iyi ve daha başarılı sonuçlar elde etmenize olanak sağlar.
Googledeki saçma kız tavlama taktikleri gibi ona güzel söz söyle ne kadar güzel olduğunu söyle demiyorum. Taktikler vad'etmiyorum. Kendiniz olun ona duygularınızı açık açık söyleyin, çiçek alın da demiyorum. Kendiniz olmalısınız elbette ama kendi özünüz başarısız ve yetersiz bir erkekse kendiniz olmamalısınız. Önce kendi benliğinizi geliştirmelisiniz. Düşünce yapınızı değiştirmelisiniz. Tanrı olarak görmekten vazgeçmelisiniz.
Kıza çıkma teklifi ederken diz çöken erkekleri görüyorum. Yahu bumu erkekliğiniz? Ben size bir ürün satmaya çalışmıyorum. Kendi kitabımı da tanıtmıyorum. Ben içinizdeki Alfa Erkeği'ni açığa çıkarmanız için yardım ediyorum. http://www.alfaloji.com
submitted by MrFataLTR to u/MrFataLTR [link] [comments]


Alperen Kekilli-Tanrı Dağlarından - YouTube Tanrı İstemezse Yaprak Düşmezmiş Dolu Kadehi Ters Tut - Madem (Official Audio) - YouTube Grup Göktürkler - Tanrı Bize Yardı (2019) - YouTube DİYARBAKIR'DA EVSİZ VE AÇ BİRİNE YARDIM EDER MİSİN? SOSYAL ... Anne Kız Canlı Yayın Hayat Dediğin - Sarı Kız

Tanrı'nın Oku – Kalemzáde - Kalemzáde – Cengiz Yardım

  1. Alperen Kekilli-Tanrı Dağlarından - YouTube
  2. Tanrı İstemezse Yaprak Düşmezmiş
  3. Dolu Kadehi Ters Tut - Madem (Official Audio) - YouTube
  4. Grup Göktürkler - Tanrı Bize Yardı (2019) - YouTube
  5. DİYARBAKIR'DA EVSİZ VE AÇ BİRİNE YARDIM EDER MİSİN? SOSYAL ...
  6. Anne Kız Canlı Yayın
  7. Hayat Dediğin - Sarı Kız

DİYARBAKIR'DA EVSİZ VE AÇ BİRİNE YARDIM EDER MİSİN? SOSYAL DENEY isimli videomuz yayında!! Bu sosyal deney video muzda diyarbakır a gittik. Diyarbakır... Hayri Dede ineği satmak için kahvedekilerden yardım ister. Nerde satabileceğini sorar. ... Kurbanlık Kız - Duration: 41:07. ... Tanrı Misafiri - Duration: 43:23. Kanal 7 44,868 views. TANRI İSTEMEZSE YAPRAK DÜŞMEZMİŞ Beste: Mustafa Sayan Güfte: Ali Avaz Makam: Nihavent Usûl: Sofyan Tanrı istemezse yaprak düşmezmiş Tanrı istemezse insan ölm... Yeni Yetiştiğim dönemlerde Tanrı dağlarının maneviyatını Ali Aksoy ağabeyin eserleri ile anlayıp onun eserlerinden aldığım feyz ile müziğe başlamıştım.Yıllar... ABONE OL: https://goo.gl/V3kUau Kullandığım Kamera: Samsung Nx Mini Edit Programı: Power Director Kesinlikle İzlemeniz Gereken Video Albümlerim⬇️ YENİ VİDEOLAR: ️https://bit.ly ... Yeni albüm 'Karanlık' tüm dijital platformlarda! Abone olmak için: http://bitly.com/2ARkVPd Spotify: https://spoti.fi/2I09V84 Apple Music: https://apple.co/2... Yolumuz Çetindi Gittikçe Dardı Sabırla Bilenen Kılıcım Vardı Yurduma Göz Diken Başlar Kopardı Bu Kutlu Davada Tanrı Bize Yardı Ya Hak Diyenlerden Çok Yalan G...